“Yeni Dünya Düzeni Bilgisi” / Doğan Alpaslan DEMİR

İnanç objelerinin yerini almaya hazırlanan bir “yeni dünya düzeni bilgisi” gelişiyor, geliştiriliyor.

Haberi okuduysanız koltuklarınız kabarmıştır; cesur, bilgili, kendini toplumun sorunlarına karşı sorumlu hisseden akademisyenlerimiz, kamu çalışanlarımız var diye gurur duymuşsunuzdur. Bir yandan da “bize nelerneler yediriyorlar, bilinçli olmalı ve tepkimizi göstermeliyiz” diye düşünmüş ve okuduğunuz iletiyi tüm arkadaşlarınıza, sosyal medya çevrenize yaymakta tereddüt etmemişsinizdir.

Solitin

Solitin adlı bir maddeden bahsediyorum; “Ankara Hıfsızsıhha[1] Gıda Denetim Bölüm Başkan Yardımcısı ve iki asistanı” bu kimyasal maddenin süt ürünlerine karıştırıldığını “tespit ettikleri ve bu durumu yayınladıkları” için ölüm tehditleri aldıklarını açıklamışlar. Haberin kaynağı ise Hacettepe Üniversitesi’nden bir akademisyen. İddialar tüyler ürpertici; bir “tricalsik” bileşiği olan ve doğada bolca bulunan SOLİTİN, süt ürünlerine katıldığında kıvamını arttırıyor, üretim maliyetlerini çok azaltıyormuş. “Hacettepeli akademisyenin” iddiasına göre bu kimyasal madde insanlarda böbrek yetmezliğine ve mentalbozukluklara yol açıyormuş. Olayın vahametini gözler önüne seren uluslararası kaynaklardan da bahsedilmiş. Almanya Solingen Üniversitesi Psikiyatri bölümü tarafından 2009 yılında bir bildiri hazırlanmış ve paranoid şizofreni vakalarında, solitin kullanımına bağlı olarak “tricalciophospate” maddesinin kanda normalden 16 kat fazla olduğu gösterilmiş. Nedir, karanlık güçler tarafından bu bildirinin kongrelere kabul edilmesi, yayınlanması engellenmiş. Hiç şüphesiz ki ortada insan sağlığını hiçe sayan ve uluslararası bağlantıları da olan bir şebeke var/mış.

Solitin adlı kimyasal bir maddenin süt ürünlerine katıldığına dair bu haber 2011 yılından beri geleneksel medya, web siteleri ve bloglar, mail grupları, sosyal medya, whatsapp grupları yoluyla yayılıyor. Altı yıldan beri belirli periyotlarla ortaya çıkıyor, yayılıyor ve sonra kayboluyor. Muhtemelen yıllar içinde milyonlarca kişiye ulaşmış olmalı. Oysa bu haber baştan aşağı PALAVRA, ne adı geçen araştırmacı ve akademisyen var ortada ne de böyle bir kimyasal madde. Solingen Üniversitesine yapılan atıflar da tümüyle zırvalıktan ibaret.

 

Leatril

Kısa süre önce sosyal bilimler alanında çalışan akademisyen bir “sosyal medya arkadaşımın” paylaştığı linkin başlığı çekti beni. Çekmez mi? Kendi alanında yaptığı paylaşımlar, yazdığı makaleler nedeniyle oldukça ciddiye aldığım bir öğretim üyesinin, içeriğini incelemeden bir haberi paylaşması söz konusu olamaz, olmamalıydı. Haberin başlığı “Kanser Yok, B17 Vitamini eksikliği Var” şeklindeydi. “Bu bir zaytung olmalı” desem de okudum. Yazıda, kanser diye bir hastalığın olmadığı, kanser denilen illetin B17 vitamininin eksikliğinden kaynaklandığı iddia ediliyordu. Özcesi, kanser hastalarına B17 vitamini içeren gıdalar verildiğinde iyileşiyorlardı. İddiaya göre B17 vitamini yani leatril denen kimyasal madde, kayısı ve acı badem çekirdeklerinde bol miktarda bulunuyor ve kanseri engelliyor, tedavi ediyordu. E peki, milyonlarca insan kanserin pençesinde can verirken niye bu bilgiyle ölümler engellenmiyordu?  Yazıda bu sorunun cevabı da verilmişti. Daha yıllar önce bilim insanları leatrilin kanseri tedavi ettiğini kanıtlamışlardı ama milyarlarca dolarlık kanser ilacı endüstrisinin “karanlık güçleri” bu bilginin yayınlanmasını engellemişler hatta Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) B17 vitamininin kanserde kullanımını yasaklamıştı. Tümüyle PALAVRA, her şeyden önce kanser tek bir hastalığın adı değil, benzer mekanizmaları bulunan yüzlerce hastalığa verilen ortak ad. Leatrilin kayısı ve acı badem çekirdeğinde olduğu doğru, nedir, leatril insan vücudunda cyanide dönüşüyor, yani siyanüre. Fazla miktarda tüketilmesi ölümcül zehirlenmelere yol açıyor. Bugünkü tıbbi araştırmalar leatrilin kanser tedavisinde etkili olmadığını hatta uygun olmayan kullanımının tehlikeli olabileceğine dikkat çekiyor.

Hayvanat bahçesi bekçisi timsaha…

Ortak noktası “palavra” olan daha onlarca, yüzlerce örnek saymak mümkün. Kaçırıldıktan sonra bir küvetin içinde, böbrekleri çalınmış olarak uyananlar, sinema salonunda oturduğu koltukta baldırına enjektör batıp “AIDS’liler arasına hoş geldin” mesajı bulanlar, içinde E01, E02, E03 gibi gıda katkısı bulunan ürünlerin kansere sebep olduğuna dair “akademik” inceleme sonuçlarına ait iletiler gırla gidiyor. “Hayvanat bahçesi bekçisi timsaha tecavüz etti[2]” gibi açıkça saçma olanlar veya “falanca e -postayı açarsanız bilgisayarınızı virüsler ele geçirir” türünden internet bilgisizlerini kolayca ikna edebilecek iletiler ile Başbakanlık Genelgesi ile “resmileştiğini[3]” iddia ederek Facebook’a kendi sayfasından ihtar çekenlerin çokluğu ise ürkütücü boyutlara ulaşmış bulunuyor.

HOAX

İnternet terminolojisinde bu tip gerçek dışı mesajlara İngilizce’de şaka, muziplik, sazanlama, vb. anlamlara gelen HOAX adı veriliyor. HOAX “saldırılarına” karşı kişisel tedbirler yararsız denemez ama sorunun bütüncüllüğüne bir etkisi olduğu da söylenemez. Nasıl ki “herkes kendi evinin önünü süpürürse kentler temiz olur” şeklindeki çevre koruma politikaları gülünç olmaktan öteye gidemiyorsa, bireysel sağlık tedbirleri veya HOAX iletilerine karşı uyanık ve bilinçli olmak da sorunun toplumsal algoritmalarına karşı etkisizdir[4]. Oysa kanserden bireysel korunma için ot çöpe umut bağlamak yerine en temel ve basit tedbirler çoğu zaman yeterli olabilecektir[5]. Söylemeye gerek var mı bilmiyorum; aldığınız bireysel tedbirlerin hiçbiri sizi yaşadığınız bölgedeki çimento fabrikasının kanserojen atıklarından veya Trump’un Paris İklim Anlaşması’ndan geri çekilmesinin yarattığı kanserden bin beter çevresel sorunlardan korumayacaktır[6].

Topyekûn hipnoz

Sayısal bir oran vermek mümkün olmasa da HOAX mesajlarının bir kısmının ticari amaçlarla oluşturulduğu biliniyor. A markasını kötüleyerek kendine ait B markasını öne çıkarmak, ihtiyaç dışı bir ürün veya hizmeti pazarlamak ilk akla gelenler. Kapitalizmin insan yaşamını, sağlığını veya en mahrem duygularını bile paraya tedavül etmekten imtina etmediğini elbette biliyoruz. Nedir, “ticari kurnazlık” HOAX iletilerinin çoğunu açıklamakta yetersiz kalıyor. Sosyal bilimciler, bilişimciler, sosyal medya ve iletişim uzmanları, yıllardır yalnızca ülkemizi değil dünyanın dört köşe bucağını saran HOAX mesajları üzerine pek çok hipotez geliştirdiler, geliştirmeye devam ediyorlar. Bu konuda benim iddialarım da diğerleri gibi hipotetik olmaktan ileri gitmeyecek. Kanaatimce HOAX türü iletiler insan toplumları üzerinde bir tür hipnoz etkisi oluşturuyor. Oluşan hipnoz etkisinin şiddeti, o toplumun eğitim düzeyi, siyasal rejimi ve hurafe toplumu olup olmadığı ile yakından ilişkili görülüyor. Baskıcı rejimlerde, biat kültürü üzerine inşa edilmiş toplum yapılanmalarında[7] ve dini dogmaların günlük yaşam üzerinde çok etkili olduğu ülkelerde HOAX iletilerinin yayılmasının hızlı, tahribatının çok ağır olması kaçınılmaz görünüyor. En önemlisi, HOAX iletilerine verilen bireysel/toplumsal reflekslerin ölçülebilir olduğu ve bir dizi sosyal deneyde kullanıldığı kanaati taşıyorum. Böylelikle iktidar aygıtlarına yönelik tehdit veya kalkışmaların nasıl yönetilebileceği, oluşagelen hipnoz hali kullanılarak insan toplumlarının nasıl ve nereye yöneltilebileceği, ahlaki değer, inanç ve kültür değerlerinin nasıl “kıvama getirilebileceği” ayrıntılarıyla ortaya konabilir. Bu alanda geliştirilen “sentetik[8] bilginin, sosyal medya sunucularında toplanan “organik[9] bilgiyle birleşeceğine hiç şüphe duymuyorum. Sonuç olarak, karşımızda en az nükleer silahlar kadar yıkıcı olabilecek, inanç objelerinin yerini almaya hazırlanan bir “yeni dünya düzeni bilgisi” gelişiyor, geliştiriliyor.

Ne mi yapmalı? Bu yazımın devamında yazacağım. Yakında…!

***********

Dipnotlar

[1] Doğrusu “Hıfzıssıhha” olacak.

[2]“Hayvanat bahçesi bekçisi timsaha tecavüz etti” haberinin kaynağı bir gülmece web sitesiydi. Haberi ciddi zanneden sosyal medya kullanıcıları, bekçinin kazığa oturtulması, cinsel organının kesilip timsaha yedirilmesi şeklinde“yaratıcı ve caydırıcı” önerilerde bulunmuşlardı.

[3]“RESMİLEŞTİ DİKKAT” başlığı ile paylaşılan, çok sayıda Facebook kullanıcısının duvarına yapıştırdığı ileti sosyal medya garabetinin zirvelerinden biri olarak tarihe geçecektir:

“Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğünün 16.02.2016 tarih ve 69471265-010-06/1955 sayılı Milli Güvenliği tehdit eden örgüt ve yapılarla irtibatlı kamu çalışanları hakkındaki Genelge (2016/4) Resmi Gazetede yayınlanmıştır. Ayrıca MİT Müsteşarlığı Sosyal Ağ Bildirgesi doğrultusunda Facebook’un güvenlik açığından ötürü hesabım üzerinde bulunan tüm verilerimin (IP, fotoğraflarım, paylaşımlarım vs.) çarpıtma yolu ve yasa dışı bir şekilde sahte kişilerce kullanılmasından ve doğabilecek tüm zararlardan ilgili Türk Ceza Kanunu maddeleri gereğince Facebook sorumludur. Bu hesabımdan başka bir hesabım olmadığını bildirir ve gereğinin buna göre yapılmasını tarafınıza arz ederim. NOT: PAYLAŞMAYIN DUVARINIZA YAPIŞTIRIN.”

[4] Bir iletinin HOAX olup olmadığını anlamak çoğu kez sanılandan daha basittir. İletinin can alıcı bir cümleciğinin kopyalanıp Google’da aratılması halinde konuyla ilgili farklı kaynaklara ait bilgilere ulaşmak mümkün olabilecek, haber palavra ise buna ilişkin açıklamalar kolayca bulunabilecektir.

[5] Günümüzde kanserin oluşumunda ve yayılmasındaki en önemli değiştirilebilir etkenler açık seçik olarak ortaya konmuştur. Aktif veya pasif olarak sigara içiciliği, alkol kullanımı, şişmanlık, yiyeceklerle alınan lif miktarının azlığı (fast-food), işlenmiş kırmızı et tüketiminin fazla olması, düşük sebze ve meyve alımı, şeker tüketiminin fazlalığı, fiziksel aktivite eksikliği, güvensiz cinsel ilişkikanser vakalarının birçoğunda en önemli etkenlerdir.

[6] Kanserin oluşumuna, ilerlemesine ve/veya yayılmasına etki eden önemli faktörlerin başında çevresel etkenler gelmektedir. Endüstriyel atıklar, hava kirliliği, elektromanyetik kirlilik ve tarım ilaçlarının en önemli faktörler olduğu düşünülmektedir.

[7]“Bu iletiyi profesör falanca paylaştığına göre mutlaka doğrudur” fikriyatı, biat toplumlarının karakteristik özelliklerinden biri sayılmalıdır.

[8] İnternet kullanıcılarının paylaşımlarının ve sosyal olaylara verdikleri tepkilerin analiz edilerek elde edilen bilgiyi “sentetik” olarak tanımladım.

[9] İnternet kullanıcılarının kendilerine ait paylaştıkları özel yaşam ve kişisel düşüncelerine ait bilgiyi “organik” olarak tanımladım.

Doğan Alpaslan DEMİR


Doğan Alpaslan DEMİR Kimdir?

  • 1961 doğumlu.
  • 1984 Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu.
  • Uzun yıllar boyunca hekimliğin yanı sıra kamuda ve yerel yönetimlerde yöneticilik yaptı.
  • Çeşitli sivil toplum örgütlerinin kurucusu ve/veya yöneticisi olarak çalıştı.
  • Pek çok kongre, sempozyum, konferans ve panele konuşmacı olarak katıldı. Ege Üniversitesi’nde bazı dönemlerde konuk öğretim üyesi olarak ders verdi.
  • Meslek hayatı boyunca envai türden sürgün, soruşturma ve saldırılara maruz kaldı.
  • 1988’den itibaren şiir ve öykülerinin yanında edebiyat, tarih, siyaset, teknoloji, bilişim, sağlık üzerine yazdığı yazıları farklı takma adlarla çok sayıda gazete ve dergide yayınlandı.
  • 2013 yılından sonra yazılarında kendi adını kullandı.
  • Halen ayda bir yayınlanan Mukavemet Dergi’de, internet gazetesi Gazetelink’te ve ToplumsolDergi’de yazmayı sürdürüyor.

 

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?