Yeni bir düzen kurulurken… / Ali Haydar FIRAT

Yeni bir düzen kurulurken…

Türkiye her alanda bir değişime, restorasyona tabi tutuluyor. AKP iktidarı Türkiye’yi her alanda yeniden formatlıyor. Bir düzenin kuruluş sürecinin içindeyiz. Bu kuruluş süreci içinde yaşananları eş zamanlı olarak görmek, anlamak, birlikte yorumlamak gerekmektedir. Olağanüstü Hal’de, MHP ittifakı da, Zeytin Dalı Harekatı da bu sürecin bir parçasıdır. Ekonomide, eğitimde, adalette, siyasette ve diplomaside kısacası her alanda AKP eliyle Türkiye yeniden tasarımlanıyor. Ne AKP sıradan bir parti ne de yaşadığımız dönem sıradan bir dönem.

AKP klasik bir partiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan da salt yeniden cumhurbaşkanı seçilme amacına indirgenemez. Yaşadığımız olağanüstülük sadece bir yönetim metodolojisi değildir bunun da ötesinde bir ülkenin her alanda yeniden inşasıdır. Türkiye’de devlet kendisini her alanda ciddi bir kuşatmanın ve bölünme tehlikesinin içinde hissetmiş ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile korku, kaygı ve buradan çıkış yolu noktasında birleşmiştir. Devletin yaşanan süreçleri ne kadar sağlıklı değerlendirdiği ayrı bir tartışma konusudur. Mesele devletin bir karar verdiği ve Cumhurbaşkanı Erdoğan eliyle bu kararın uygulanmaya konulduğudur.

Şunu görmek gerekmektedir, dünyada da, bölgemizde de, ülkemizde de büyük değişimler, alt üst oluşlar yaşanmaktadır. Devletler ve toplumlar bu süreç içinde kendilerine yer aramaktadırlar. Her alanda yeni paylaşımlar yapılmakta, sınırlar tasarımlanmakta, rejimler inşa edilmektedir. İşte Türkiye’de devlet bunu gördüğü için kendisini içeride ve dışarıda bu sürece hazırlamaktadır. Dünyayı ve Türkiye’yi bundan bir yıl öncesinin, beş yıl öncesinin ya da AKP öncesi dönemin koşul, şart ve öncelikleri, gereklilikleriyle değerlendirmezsiniz. AKP’nin Rusya ve ABD blokları ve bu bloklara dahil ülkelerle inişli çıkışlı ilişkisi salt AKP’nin diplomatik hataları, zaafları, öngörüsüzlükleri ile açıklanamaz. Sürecin ve devletlerin kendisi bizatihi belirsizlikler içinde yol almakta ve her an değişen ittifaklar kurmaktadırlar. Dolayısıyla devlet içeride ve dışarıda AKP eliyle bir operasyon düzenlemekte ve kendisini yeni döneme, şartlara, koşullara hazırlamaktadır. Elbette bütün bu siyasal süreçlerin kaybedeni, kazananı olmaktadır, olacaktır. Ne yaşadığını, nerde yaşadığını, niçin yaşadığını bilmek ve buna göre hareket tarzları geliştirmek ayakta kalmanın koşuludur. Bugün Türkiye’de devlet ciddi kaygı ve endişelerle bir sürecin içinde yol almaktadır.

Sınırlarının yanı başında kartların yeniden dağıtılmasına hiçbir ülke seyirci kalmayacağı gibi Türkiye’de seyirci kalamaz ve kalmadı da. Burada tipik bir devlet refleksi devreye girmiştir. Ancak başta Kürt sorunu olmak üzere ülkenin içinde bulunduğu demokrasi, özgürlük, eşitlik alanındaki sorunların bu devlet refleksiyle çözüleceğini söylemek çok olası ve de tarihin gelişim dinamiğine uygun düşmemektedir.

Türkiye her zaman olduğu gibi içinden geçtiği süreci kotarmaya çalışmaktadır. Bu uzun erimli bir politika değildir, olamaz. Devlet ve AKP’nin inşa süreçleri tarihsel, toplumsal şartların gereği olarak er ya da geç başka bir paradigmayı zorunlu kılacaktır. Bugün için temel mesele böyle bir paradigmayı üretecek aktörlerin yokluğu ve elbette paradigmanın kendisidir.

2002’deki AKP olsaydı elbette böyle davranmayacaktı. Zaman içinde AKP devleti dönüştürmeye, devlette AKP’yi dönüştürmeye çalıştı ve karşılıklı operasyonlar sonucunda devlet aklının galip geldiği bir AKP yapılanması ortaya çıktı. MHP’nin koşulsuz şartsız desteği salt Devlet Bahçeli’nin kişisel hırsına, partisinin baraj sorununa indirgenemez, indirgenmemeli. Mesele tarihsel, toplumsal, siyasal, ekonomik ve diplomatik yönleri, kesişimleri olan bir süreçtir ve bunu görmeden hareket eden siyasal bir yapının başarı, iktidar olma şansı yoktur. Daha açık bir ifadeyle devletin ve toplumun gelecek kaygılarını, var olma endişesini ve de bunun tarihsel arka planına dönük gerçekçi bir politik pozisyon üretilmeden muhalefetin bir şansı olamaz. Mesele bu korku ve endişeleri iktidarın kendini yeniden üretme alanı olmaktan çıkarıp, gerçekçi, barışçıl bir bölgesel ve ülkesel gerçekliğe sabitleyebilmektir. Bu çerçevede olağanüstü koşullarda olağan bir muhalefet ile sonuç alınamaz. Bunun yerine bu ülkenin her alanda nasıl yeniden, daha güçlü, daha demokratik bir biçimde inşa edilebileceğini ortaya koymadan, dünyanın içinde geçtiği kaostan memleketi nasıl sağlıklı bir biçimde geleceğe taşıyacağını halkı ikna etmeden yeni bir iktidarın kurulması mümkün değildir. O nedenle yaşanılan süreci ve aktörlerini bunların rollerini doğru bir biçimde analiz etmeden bir başarı şansı olmayacaktır.

Siyaseti Erdoğan ve AKP karşıtlığına indirgemek, bütün alt üst oluşları söylemsel muhalefetle geçiştirmek düzeni değiştirecek kudreti, aklı ve iradeyi ortaya çıkarmaz, çıkarmamaktadır. Bütün zamanı AKP karşıtı söylemler geliştirerek harcamanın herhangi bir partiyi iktidara taşıdığı görülmemiştir, görülmeyecektir. Soru son derece basit ve o kadar da tarihidir. Sen muhalefet olarak bu ülkeyi yeniden nasıl kuracaksın? İşte 2019’da halk sandığa giderken bu soruyu soracaktır…

Ali Haydar FIRAT

politikyol

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?