Türkiye’nin yeni partisi ‘İyi’ olacak mı? Zarif LAÇİN

Türkiye’nin yeni partisi ‘İyi’ olacak mı?

İYİ: Niteliksel bakımdan kabul görülen, yarar sağlayan, her türlü kazanımlara sahip olma halidir.

GÜNEŞ: Bilginin, bilgeliğin, doğruluğun, adaletin, ışığın, aydınlığın, asaletin, gücün, kudretin, ilahi gücün, iyiliğin sembolüdür. Görünmeyenin görünür kılınmasıdır.

‘İYİ’ sembolü, Oğuzların 24 boyu arasında yer alan, en güçlü boylardan kabul edilen Kayı boyunun simgesidir. “Kuvvet ve Kudret Sahibi” anlamına gelen “İki Ok Bir Yay”dan oluşur. Osmanlı padişahlarının atasoylarının Kayı boyundan geldiği de söylenir.

GÜNEŞ sembolü ise; insanlık tarihi boyunca krallıklarla ve kralların kazanımlarıyla özdeşleştirilmiş. Aynı zamanda birçok medeniyetin sembolü olmuştur. Güneş, hemen hemen bütün inançların kutsal simgesi haline gelmiştir. Aynı zamanda gücün ve korkunun da simgesi olmuştur. Örneğin; Japonya’da, Amerika’nın yerli kabilelerinde, Mısır’da, Orta Amerika’da, Yunan mitolojisindeki tanrılarda, Hindularda, Masonlarda, Fransa kralı Louis tarafından ve Mezopotamya’da Zerdüşt inancında da bu simge kullanılmıştır.

Aslında bu tanımlama, yeni kurulan partinin kullandığı ad ve semboldür. ”İYİ ve GÜNEŞ”…
Bu küçük tanımdan ve hatırlatmadan sonra asıl konuya değinmek istedim.
Uzun süredir hazırlıkları yapılan ve birkaç gün önce tamamlanan adı gizli tutulan parti, Meral Akşener başkanlığında kuruldu. 8 çizgiden oluşan GÜNEŞ logosunu taşıyan, ”umut, kararlılık, adalet, gelecek, bilgi, zenginlik, cesaret ve medeniyet” ilkelerini barındırdığı iddia edilen İYİ partisi, 200 kurucu üyesiyle birlikte coşkulu bir hava içerisinde kuruluşunu ilan etti. ”İyi bir Türkiye” sloganıyla yola çıkan çiçeği burnunda parti ”Demokrasi, Hukuk, Dış politika, Hedefler, Kamu Yönetimi, Toplum, İç ve Dış Güvenlik, Kurumlar” başlığı altında 8 tane hedeften bahsetti. Hedeflerin epey yüksekte tutulduğu partinin genel başkanı, açılışta iddialı açıklamalarda bulundu. Beraberinde de birçok kişiye mesaj iletmekten geri durmadı elbette. Birilerine başarısını ve geldiği noktayı hatırlatır gibiydi. ”Korkutmaya çalıştığınız kadın yılmayarak, taviz vermeyerek bugünlere geldi” içeriğine özellikle dokundurma yaptı.
Peki kimdir Meral Akşener?
Akşener, aktif siyasete 1990’lı yıllarda başladı. 1994 yılında yapılan yerel seçimlerde DYP’nin Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanlığına adaylığını koydu. Fakat kazanamadı. DYP’den kadın kolları başkanı olarak devam etti. TBMM’ye adım atması 1995 genel seçimlerinde oldu, 1996 yılında İçişleri Bakanı oldu. Böylece Türkiye’nin de ilk ve tek kadın İçişleri Bakanı ünvanını aldı. 1999 milletvekili seçimlerine girdi ve kazandı. 2001 yılında DYP’den istifa edip Fazilet Partisine geçti. Orada da kısa bir süre görev yaptı ve 4 ay sonra Fazilet Partisi’yle yaşadığı fikir uyuşmazlığından kaynaklı MHP’ye geçti. 2004 seçimlerinde MHP’den adaylığını koydu ancak kaybetti ve daha sonra da 2007 ve 2011 yıllarında milletvekili seçildi. İki dönem TBMM Başkanvekilliği görevini yaptı. En son Haziran 2015 seçimlerinde yine MHP’den adaylığını koyan Akşener, 1 Kasım 2015 seçimlerinde liste dışı kaldı. İşte bugünkü yeni parti kurma süreci de böylelikle başlamış oldu.
Siyasi hayatında sadece sağ partilerde yer alan Akşener, MHP’nin son dönemlerde partisiyle ilgili aldığı kararlar doğrultusunda ters düştüler ve MHP ile yollarını ayırdı. Bu kopuş, başta parti genel başkanı olmak üzere MHP’ye gönül verenler tarafından da epey sert eleştiriye tabi tutuldu. Ancak AKP-MHP birlikteliğinden rahatsız olan kesimler tarafından da yoğun bir ilgi gördü ve destek aldı. Aldığı bu destekle yeni partisini kurmuş oldu.
Peki Akşener epey iddialı olan partisinin çatısı altında hangi politik yolu izlemeyi düşünüyor? Kendi deyimiyle; öncelikli planı, bölünmüş Türkiye’yi yeniden bir araya getirmek. Yolsuzluğu bitirmek. Demokrasiyi tehdit eden bütün unsurları ortadan kaldırmak. Adaleti yeniden inşa etmek, en tepeden en aşağıya doğru. Kindar nesilden kurtulup, birbirini seven bir nesil yaratmak. Gençlere, çocuklara, yaşlılara, kadınlara eşit bir yaşam hakkı tanımak. Huzur içinde yaşayacakları bir alan oluşturmak. Ekonomik kaygıları ortadan kaldırmak. Adil olmak. Mazlum tüm halkı kucaklamak. Mutlulukları ve acıları paylaşmak. Farklılıklardan kurtulup, ortak noktalara tutunarak yol almak. Zalimin karşısında olmak… Partisinin adını ve logosunu taşıyan hedefler bunlar elbette.
Bütün bu iyi ve olumlu düşüncelere diyecek sözümüz yok. Ama asıl sorun, bugüne kadar gelen bütün partilerin kuruluşları itibariyle, isminin ve logosunun içini dolduramamış olmalarıdır. İsimler hayata geçirilebilenlerle anlam kazanır. Aksi durumda tam zıddı düşünceleri yaratma ve yaşatma kılıfını üstlenirler. Bakınız; Adalet ve Kalkınma Partisi2ne, Cumhuriyet Halk Partisi2ne, Milliyetçi Hareket Partisi’ne…
AKP’nin kuruluşundan itibaren savunduğu ve bugüne kadar gelen siyasi serüvenine bakın. CHP’nin tek partili iktidarı sürecinden bugüne kadar gelen aşamalarına göz atın. MHP’nin ise milliyetçilik adı altında yürüttüğü siyasete ve sonuçlarına bakın. Peki ya ”İYİ Parti”, işte tüm bu üçlü oluşumların zihniyetinden geliyor. Hepsinden bir şeyler kopararak bir yerlere gelmeye çalışacaktır. Yani farklı bir anlayıştan bahsetmek pek mümkün görünmüyor.
MHP milliyetçilik çizgisinden yola çıkarak yürüttüğü siyasi yapıyı koruyamayınca, AKP’nin şefkatli kollarına sığındı ve orada yaşamını sürdürmeye çalışıyor(!) Ana muhalefet iktidarı onaylamakla ve beslemekle meşgul. İktidar muhalefetin cesaret edemediği söylemlerin izini sürerek güçlü bir hale geldi bu ülkede. Özellikle Kürt meselesini diline doladı. Birçok partinin ”Doğu Meselesi” dediğine iktidar ”Kürt meselesi” dedi ve oradan yürüdü. Ne zamana kadar, ta ki siyasi zemindeki rolünü tamamlayana kadar. O rol, halk nezdinde tutarlılığını yitirince ”var” olana ”yok” demeye başladılar. Bir süre daha bu yöndeki siyaseti yürütmek derdindeler. Böylece, zaten var olan kanlı ve zalim süreç yine sahneye taşınmış oldu.
Dış ve iç ilişkiler allak bullak oldu. Kutuplaşmalar ve ötekileştirmeler yine rengini ortaya koymaya başladı. Ölüm kokusu, barut kokusu ülkeyi sarıp sarmaladı. Farklı kimlikte, farklı dilde olan tüm mazlum insanlara yaşam hakkı tanınmamaya başlandı. Eğitim sistemi köreldikçe köreldi. Kadına, çocuğa rahat bir yaşam hakkı tanınmadı. Aksine tecavüzler, istismarlar ülkenin başına bela oldu. Ekonomik alanda büyük sıkıntılar arttıkça arttı. Haksız ve hukuksuzca işten atılmalar oldu. Hiçbir yasal savunma hakkı tanınmadı. Seçimle gelenler seçimle gidemediler. Hiçbir gerekçe olmadan, onlarca insan, yargılanması dahi yapılmadan içerde tutuluyorlar. Adalet yok, eşitlik yok. Hak hukuk bir kişinin iki dudağı arasına hapseldi. Ekonominin, siyasetin içi boşaltıldı. Ve büyük yalanlarla bu boşalan yerler ustalıkla dolduruldu. Bu ülkenin ağzına bir parmak bal çalarak, pastanın tümünü mideye indirdiler. Yolsuzluk, sefalet, açlık aldı başını yürüdü. Ülke; insanların, kaygılarıyla korkularıyla dolup taştı. Mutsuzluk, acı, ölüm bu ülkenin ve insanlarının kaderi haline getirildi. Sokak ortasında mahzun insanlar öldürüldü. Kadın, genç, yaşlı, çocuk demeden keyfi bir biçimde üstelik. Bitti mi peki? Maalesef hayır. Bizler yazmaktan yorgun düşüyoruz tüm bu karanlık günleri. Elbette isteğimiz bu değil. Karanlık ve iç karartıcı durumları ifade etmekten haz duymuyoruz. Ama gelinen nokta maalesef bu.
Peki bütün bunlar neden oluyor? Kirli siyasetin sonuçları elbette. Adaletin yürüyüşünden yorgun düşenlerin, adaletten zerre haberi olmayanlara verdiği cesaret ve imtiyazlar sayesinde. Hukuka ve demokrasiye taraf olmayan bütün kararlara sundukları destek. Kendilerine gelince adalet çığırtkanlığı yapanların, adaletsizliğe karşı net bir tutum ortaya koyamamaları. Tüm yanlış siyasi kararlarını halka ödetmeleri. Yani kendilerine yakıştırdıkları isimlerin zerresini bu ülkeye sunamamaları. CHP kendi partisinin adını ne kadar taşıyabildi ya da içini doldurabildi? Her seçim sürecinde yüzde bir oranında dahi artış göstermeyen Ana muhalefet, aydın ve demokrat tabanına neyi verebildi, ne kadarını ileriye taşıyabildi? Bunlar sorulması gereken sorular. Ama hepimiz gördük ki iktidarı beslemekten, destekçisi ve dayanağı olmaktan öteye gidemediler. Bu ülkede asıl üzerinde durulması gereken konunun üzerinde samimiyetle duramadılar. Kendi menfaatleri doğrultusunda ya kullandılar ya da inkara gittiler. Ana muhalefetin Kürt fobisi onu hep aynı siyasi çıkmazın içinde sürükleyip durdu.
MHP zaten görüşünü her zaman ortaya koydu.
Gelelim İYİ Parti’ye. Siyaset tarihinin tüm olumsuzluklarına rağmen demokrasiden, adaletten, eşitlikten, doğruluktan, kadın, yaşlı ve çocuk haklarından, iyi refah ve güçlü bir Türkiye’den bahseden melez parti ne kadar gerçekçi bir yaklaşım gösterecek bekleyip göreceğiz. Parti Genel Başkanının siyasi görüşü ve serüveni. Geldiği siyasi birikimini, yaklaşımını unutmadan.. Bunlar çok büyük rol oynamaktadır çünkü. Yukarda değindiğim gibi bütün demokratik açılımlarını en demokratik haliyle dile getiren ”İYİ” parti, tüzüğünü ve sloganını diğer tüm partilerde olduğu gibi bu ülkenin kadim halkı- Kürtlerin- sahici hak ve özgürlüklerinden, adalet istemlerinden hiç bahsetmedi ve bahsetmeyecek de. Yine kaygan bir zemin üzerinden kayar gibi Kürtlerin sorunlarına değinilmeden kayıp gittiler. Her ne kadar beklenmese de bu denli vaadleri olan partinin, sloganlarının içini doldurması beklenirdi belki de. Belki de olması gerektiği gibi oldu, beklenmedi, beklenmemeli de. Ama kabul edelim epey şaşırtmış olurdu bizleri. Bu kadar demokrasi hak ve adaletten fazlasıyla dem vurulunca…
Meclise beşinci parti olarak adımını atan çiçeği burnunda İYİ Partisi, MHP’ye CHP’ye AKP’ye kızgın olanların yoğun ilgisine mazhar olacağı kesin gibi. Bir de kararsız olan kesimler var. Bakalım İyi’liği ve Güneşi kendilerine yol yapanlar bu ülkeye ”umut, kararlılık, adalet, gelecek, bilgi, zenginlik, cesaret ve medeniyet” getirebilecek mi? Bunu zaman gösterecek.
Bekleyenler bekleyedursunlar. Ama bu ülkenin ezilen halkları, Kürtler, Aleviler bütün bunları getirebilir.
Zarif LAÇİN

Zarif LAÇİN Kimdir?

25 Mart 1981 doğumlu Zarif, “kaliteli insan, kaliteli bir yaşam doğurur ve geride bırakabileceği de yine öyle bir hayat olur” diyor.

Tüm hikayeler o ilk nefesten itibaren hayat bulur. Suya atılan taşın oluşturduğu küçük çaptaki dalganın, bir başka çapta büyük dalgaları peşinden sürüklediğini unutmamak gerekir. İşte bunu hiç unutmayan kişidir Zarif.

Radyo-Tv Yayıncılık sadece bir meslektir onun için…

 

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?