Terörü yenen lider: Beşar Esad! / Ferhat AKTAŞ

Terörü yenen lider: Beşar Esad!

Türkiye’de aykırı görüşlere sahip herkesi ‘terörist’ olmakla suçlayan düzen İslamcılar komşumuz Suriye’de El Kaide bağlantılı barbar teröristlere ‘muhalif’ diyerek sahip çıkıyor. ‘’Muhalif’’ din-mezhep örtüsüyle kafa kestiği, toplu katliamlar gerçekleştirdiği, tecavüz ettiği ve ganimet kaldırdığı sürece ‘mazlum ümmetin mücahidi ve rejiminde muhalifi’ oluyor. Altını bir kez daha çizmek gerekir; ‘ılımlı-radikal’ etiketleri farklı olsa da hepsi aynı fabrikasyondur

***

Bu genel girişin ardından Türkiye’nin Cumhurbaşkanı aynı zamanda AKP Genel Başkanı Recep T. Erdoğan’ın Afrika turunda komşumuz Suriye’nin Cumhurbaşkanı Beşar Esad hakkında sarf ettiği sözleri yorumlayalım. Bir önceki gün Sudan’ın oldukça tartışmalı lideri Ömer el-Beşir’in misafiri olan Erdoğan, ev sahibi el-Ömer’e “değerli kardeşim’” diyerek hitap etti ve “Sudan uluslararası camianın sorumlu bir üyesi olduğunun ispatlamış bir ülkedir’’ dedi. Ardından Tunus’a geçen Erdoğan burada da mevkidaşı El-Baci Kaid es-Sibsi ile buluştu. Hangi önceliğin ürünü olduğu anlaşılmayan Afrika gezisinde, ‘Müslüman Kardeşlere’ ahde vefa amacı taşınmışsa özellikle Tunus’ta rol-model ortağı MKÖ’nün halk tarafından alaşağı edildiğini hatırlatmalıyız. Sudan ve Tunus ziyaretinde resmi temaslarının yanı sıra MKÖ bağlantılı partilerin yetkilileriyle buluşması İhvan dayanışmasından başka bir anlam taşımaz. Erdoğan kendisinden beklenildiği gibi Rabia diyor, abartılı nağmeler söylüyor.

***

Tunus’ta mevkidaşı El-Baci Kaid es-Sibsi ile ortak basın toplantısı gerçekleştiren Recep T. Erdoğan, sözü Suriye’ye getirerek şunları söyledi; ‘’Esed ile yürümek mümkün değil. Esed bir defa kesinlikle açık ve net söylüyorum: Devlet terörü estirmiş bir teröristtir.’’ Bir süredir Rusya ve İran devletleri ile Astana’da ortak çalışmalara imza atan Erdoğan’ın bir süredir daha kısık sesle dillendirdiği Esad düşmanlığını bu defa histerik şekilde vurgulaması kimi çevrelerde şaşkınlık yarattı. Türkiye’nin Atlantikçi kampın sadık bir bileşeni olmaktan uzaklaştığı ve hatta eksen değiştirdiğini iddia eden çevrelerin yaşadığı şaşkınlık, Erdoğan-AKP’den ziyade gelişmeleri okuyamayan, iktidara methiye dizenlerin düşünsel açmazlarını gözler önüne serdi. Değişen Erdoğan-AKP değil, bağımsız analiz yeteneği olmayan, kusurlu yaklaşımlara sahip çevrelerin boşa düşmesidir. Özellikle kontrgerilla artığı marjinal ulusalcıların ve bazı dinsel cemaatlerin yaşadıkları şaşkınlık hali gülünçtür. Bu çevrelerin gelişmelerden ders çıkaramayacağını, tek taraflı söylemlerine devam edeceklerini belirtebiliriz.

***

Suriye Dışişleri Bakanlığı, Recep T. Erdoğan’ın suçlamalarına sert bir cevap vererek; ‘’katliamlarını örtbas etmeye çalışıyor, Türkiye’yi büyük bir cezaevine dönüştürdü, bunak politikaların bir neticesi olarak düştüğü panik ve gerginliği yansıtıyor’’ dedi. Bakanlık açıklamasının devamında, ‘’Erdoğan-AKP’nin imparatorluk hayaliyle Suriye’de radikal teröre arka çıktığına’’ vurgu yaparak, ‘’izlediği yıkıcı ve kanlı politikaların kendisine döneceği’’ uyarısında bulundu.

***

Erdoğan’ın kişisel nefretiyle de harmanlayıp bir başka devletin başkanını hedef alması uluslararası ilişkilerde suçlayan tarafa bir getirisi olmaz. OHAL rejimiyle despot bir yönetim modelinin liderliğini yapan Erdoğan’a dönük de benzer suçlamalar çok rahat bir şekilde yöneltilebilir. Ki kendi müttefiki bir dizi devletle son yıllarda yaşanan gerilim başlıklarına dönüp bakılırsa Saray’la anılan yönetim anlayışına insan hakları, işkence ve tutuklamalar, medya sansürü, legal muhalefetin baskılanması, radikal cihatçı örgütlere yakınlık, erkler arası denge, Kürt ve Alevi sorunları üzerinden çokça eleştiriler getiriliyor. Uluslararası alanda daha sert yaptırımlara maruz bırakılmasını dillendirenlerin sayısı da çoğalıyor. Bununla birlikte ABD’de devam eden uluslararası kara paracı Reza Zarrab’ın davasında direkt sanık olarak suçlanmasa da oluşan algıyla birlikte Erdoğan-AKP yönetiminin ciddi anlamda sorgulandığını kaydetmek gerekir. İmaj açısından devletlerden bağımsız olarak halklar nezdinde durumları hiç iç açıcı değil. Özelikle radikal cihatçı örgütlerle anılan pratiği üzerinden tanınıyor ve dünya medyasında bu yönüyle irdeleniyor. Erdoğan’ın bir başka devletin başkanı hakkında ‘’terörist’’ suçlamasının hukuki ve meşru bir zemini yoktur. Önce ‘kendine bak sonra başkalarını suçla’ diyenlere verebilecekleri bir cevap da yok. Bol hamaset, boşluğa söylenen tehdit ve duygu sömürüsü hariç…

***

Suriye devleti ve ordusu, ülkelerini hedef alan dış destekli selefi-ihvancı teröre karşı egemen her devletin göstermesi gereken tavrı sergiledi. Çokuluslu cihatçı çeteleri sahaya süren Suriye düşmanı devletler zoraki rejim değişikliği projesiyle sonuç almak istedi. Yüz binlerce insanı katleden, ülkenin altyapısına büyük zararlar veren ve tamamı Batılı ve bölgesel rejimlerden destek alan teröristlere karşı 7 yıldır süren savaşta Cumhurbaşkanı Esad takdire şayan duruşuyla düşman devletlerin ‘rejim değişikliği’ projesini çöpe atan, küresel saldırganlığı dumura uğratan ve devasa imkân ve olanaklarla donatılan terör örgütlerini yenilgiye uğratan stratejik kazanımlara imza attı. Erdoğan’ın diline pelesenk ettiği biçimde bir ‘zalim rejim’ yok aksine ülkeyi yok etmeye kurgulanan orta çağ artığı terör örgütlerinin ezilmesini sağlayan vatan savunması gerçeği var. Cumhurbaşkanı Esad, birçok bağımlı devletin yöneticilerinin çözüldüğü, kaçtığı ve teslim olduğu günümüz dünyasında, bağımsız ve bağlantısız duruşuyla, hegemonik devletlerin dayattığı verili ezberleri altüst etti. Yakın tarihin en kapsamlı saldırısına maruz kalan ülkesini tüm kayıplara rağmen bir arada tutabildi, bir yenilgi atmosferinin oluşmasına müsaade etmedi ve geçmişte sıkça eleştirilen bürokratik devleti başarılı kriz yönetimiyle dönüştürerek bir direniş devleti haline getirdi. Aleyhinde söylenenlerin Suriye’de bir karşılığının olmadığını uzun uzadıya anlatmamıza gerek var mı?

***

Beşar Esad, ülkenin vatan bütünlüğünün, bağımsızlığının ve seküler kimliğinin korunmasıyla özdeş politik aktördür. Eskiye nazaran artık daha güçlüdür. Halkının desteğiyle ayakta duran Beşar Esad’a sınır aşırı birilerinin düşmanlığı zarar vermez. Suriye’de terörü destekleyen rejimlerin Esad’a yönelttiği tutarsız eleştiri ve hakaretler sahiplerinin çaresizliğini yansıtmasının ötesinde vatansever Suriyelilerin devlet başkanlarına yaklaşımlarını olumsuza doğru değiştirmez. ‘Kötü söz dönüp dolaşıp sahibini bulur.’ Şöyle biraz geriden başlayıp hafızalarımızı tazelemekte fayda var. Beşar Esad’a birkaç aylık ömür biçen, sayısız kez kalemini kıran ve gırla hakaret eden bir sürü devlet adamı ve politikacının hangisi iz bıraktı? Çoğunun isimleri bile unutuldu, tarihin küflü raflarına kaldırıldı. Güncelde de benzer yaklaşımları diline dolayanları bekleyen son öncekilerden farklı olmayacak. Hegemonik dayatmalara dün olduğu gibi bugün ve yarın da boyun eğmeyecek olan Suriye’de Esad’ın kaderi halkının ellerindedir. Anayasal olarak bir engel olmadığına göre önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olması durumda halkın ezici desteğiyle seçileceğini öngörmek zor değil. Savaştan başarıyla çıkan ülkeyi yeniden yapılandırma temelinde ayağa kaldıracak liderliği Esad yapabilir. Özcesi, halk nezdinde bir ‘’Esed sorunu’’ bulunmuyor. Halk kitleleri siyasi açıdan farklı eğilimleri olsa da Beşar Esad’ın Cumhurbaşkanlığı göreviyle ilgili negatif bakış açısına sahip değil. Onunla birlikte Suriye’nin geleceğe yürüyeceği kabulü ülkedeki baskın görüştür. Ne ABD ne AB ne de bölge gericiliği bu tabloyu değiştirebilir.

***

Kim ne derse desin ‘siyasi çözüm’ sürecine Şam rengini verecek. Esad’a rağmen dayatılan hiçbir şey kabul görmeyecek ve silahlı örgütlere karşı ‘terörle mücadele’ çizgisinden geri adım atılmayacak. Yabancı devletlerin lejyoneri selefi ve ihvancı terör örgütlerinin Suriye’de bir geleceği olmayacak ve silahlı her grup ya silah bırakacak ya da imha edilecek. Halep ve Deyrezzor zaferlerinin ardından IŞİD’i yenilgiye uğratan Suriye yönetimi ve ordusu diğer terör örgütlerinin günden güne eriyen alan hakimiyetine kalıcı darbeler indirmeye devam edecek. Teröre karşı savaşı ülkenin can damarı merkezlerin uzağında sınır bölgelerinde sonuna kadar götürmeye kararlı bir irade var. Siyasi çözüm ve yeniden yapılanma süreçleri bağlantılı şekilde askeri sahada yeni kazanımlarla gelişecek. Suriye yönetimi-ordusunun askeri seçeneğe daha az yaslanacağını sananlar yine yanıldıklarını bir dizi sarsıcı gelişmeyle idrak eder. Türkiye ve ABD’nin gayrimeşru askeri varlığı önümüzdeki birkaç yıl içinde sona erecek. Bu devletler gerek iç siyasi değişimin zaruri kıldığı koşullar gerekse de dayatmalarının sonuçsuz kalmasıyla mecburi olarak sahadan çekilecek. Özellikle Türkiye’de politik iktidarın geleceği muğlaktır, güç dengelerinde değişim kaçınılmaz hale geliyor. Erdoğan’ın siyasi kariyeri yeni rejim inşası güdük kaldığı için sallantıda. Suriye’nin yoğunluğu azalan savaşın sonrasında iç siyasi denklemine yıkıcı temelde sirayet etmeleri ‘olmayacak duaya âmin demektir.’ Kazanan Beşar Esad’tır, gerçeği anlamamak için ancak arkaik zihniyetle hareket eden düzen İslamcı olmak gerekir. Kaybedenlerin boşa kürek çekmesine bir müddet daha tanıklık edeceğiz.

***

Erdoğan’ın ‘’Esed’le yürümek mümkün değil, terörist Esed’’ demesi üzerine ifade edilen ‘makas değişimi’, ‘başa dönüyoruz’ yollu çıkarsamalar mevcut yanlışı yanlış tahlil etmeye götürür. Erdoğan-AKP yönetimi, bir kaybeden olarak ABD-Rusya arasında savrulup dursa da bulduğu her fırsatı Suriye’ye saldırganlığına nefes aldırmak için kullanıyor. İlk günden itibaren mezhepçi tutumla sorunu kanatan adımlar atan, silahlı örgütlere cephe gerisi hizmet veren, çokuluslu cihatçı terör şebekelerine ülke topraklarını transit geçişe açan ve kendi şehirlerinde silahlı örgütlere ‘operasyon odaları’ kuran Erdoğan-AKP yönetiminin değişim anlamına gelebilecek dönüşüm içinde olmadığı bir hakikattir. Emperyal güçlere payanda halde Şam’ı düşürme ve sözde devrimin başkenti Halep projesi çöken bir iktidarın kullandığı araçlarla öngörülen hedefe ulaşması mümkün değil. Üstüne üstlük Suriye Kürtlerinin politik-askerî açıdan güçlenmesine istemeden de olsa katkı sunmanın yarattığı bir bunalım hali söz konu. Normalde geri çekilmesi, sınırlarını örgütlere kapaması ve komşu ülkeye şiddet ihracından kaçınması gerekir. Velakin bir devlet ciddiyeti ortada yok. Dar ideolojik handikaplara göre sahayı terörize eden, dış siyaseti sürekli iç siyaset alanında kendi yandaşlarını konsolide etmek için kullanan, başarısızlığının sorumluluğunu ya muhalefet partilerine ya ‘’Esed rejimine’’ ya da hayali düşmana fatura etmeye alışmış ve mezhepçi yönelimlerine ket vuramayan ülke yönetimiyle aklı selim bir rotaya dümen kırılamaz. Güçleri yetmiyor yoksa ders çıkardıkları falan yok. Neo-Osmanlılar koşullarını yaratabilseydi Şam’ı tekrar tekrar kuşatır, Muaviye ordusuyla fetih tamtamları çalardı. Şimdi bir tür ricat halinde. İdlib merkezli örgütlerle sürdürülen görüşmelerde; eldeki mevzilerin nasıl tutulacağı, Kürtlerin dizginlenmesi temelinde hangi adımların atılacağı, Şam’ın ilerleyişinin nasıl durdurulacağı ve müttefik ABD ile kendi projelerini nasıl uyumlu hale getireceklerine kafa yoruluyor.

***

Erdoğan-AKP yönetimi için ‘ABD karşıtlığı’ gündelik siyaset alanında kullandığı taktiksel bir karttır. Stratejik açıdan bağımlılık ilişkisini koparma gibi bir adım atamaz. Ne politik ne de iktisadi aykırı bir yönelimi var. Türkiye’de bugün AKP’de vücut bulan düzen İslamcı hareket Atlantikçi kampın boyunduruğu altında onların çizdiği çerçevede siyasal varlığını sürdürebilir. ABD’ye hizmette aynı bağımlılık ilişkisinin uzantısı diğer burjuva partilerine nazaran daha istekli olduğu tartışma götürmez bir gerçek lakin yeni rejim inşasındaki başarısızlığı sona yaklaşıldığını gösteriyor. Kendi iktidarını uzatmak adına tekrarlana geldiği gibi ‘deliğe süpürmeyin, kullanın’ mesajları veriyor. Yani bağımsızlıkçı değil işbirlikçidir. Açı uyuşmazlığı sorunlar üretse de taviz vererek uyumluluk testinden geçmek zorundadır. Mesela Kudüs meselesinde oynadığı rol, tüm kuru gürültüye rağmen tam da ABD ve İsrail’in elini güçlendiren sonuçlar üretti. Kudüs’ü, pratik karşılığı olmayan Batı-Doğu şeklinde kategorize ederek Filistin sorunundan kurtulmak isteyen bir dizi Arap ve İslami devletleri, 67 sınırları çizgisinden bile daha geri bir uzlaşma zemine ikna ederek, anılan rolünü yerine getirdi. Bahsettiğimiz samimiyet testinden bu vesileyle yıldızlı pekiyi aldı. ***

Erdoğan-AKP yönetimi, bölgede Siyonist rejimin lehine oluşan statükoyu Suriye, İran, Irak direniş güçleri, Husiler ve Hizbullah’ın bozduğu hususunda Suud ve körfez monarşileriyle aynı görüşte. Suud-Katar krizinde Suudileri kızdırmış olsa da son kertede ‘bölge barışını’ sabote eden ‘’şer eksenine’’ karşı kendisine ihtiyaç duyulduğundan emin. ABD’nin bölgesel hizalanma çizgisine eklenti olmakta bir an bile tereddüt yaşamayacak, Müslüman Kardeşler ağına yeni hizalanma koşullarında rol verilmesi yönünde geleneksel tutumunu esnetmeden, Amerikancılığını konuşturacaktır. Pax Americana sosuyla nizam bekçiliği yetmedi mi, bir işaretle açılacak yeni cephelere kan taşıyacaktır. Libya, Suriye, Irak ve Yemen konularında sergilediği pratiği aksini düşünmemek için oldukça öğreticidir. Erdoğan-AKP yönetimi, ne zaman yüksek sesle, ‘’Esed’e veryansın’’ ediyorsa mutlaka arka planında Atlantikçi kampla bir açıyı kapatmanın verdiği şevk hali yansıyordur. Kendi varlığını ‘’Esed’in’’ yokluğuna eşitleyen Erdoğan-AKP yönetimi zoraki ricat koşullarında lehine gedik açabilecek, savunmadan saldırıya geçmesine fayda sağlayacağını düşündüğü her gelişmeye abartılı anlamlar yüklüyor ve Alevifobik zihinsel kodlarıyla ‘acaba bu defa olacak mı’ diye hevesleniyor. Aşırı derecede ‘’Esed ve taifesi’’ takıntıları var.

***

Erdoğan-AKP yönetimi, Astana’da, Rusya ve İran devletleriyle sürdürülen görüşmeleri her defasında boşa çıkaran söylem ve pratiğiyle silahlı örgütlerin garantörü olarak samimi olmadığını göstermektedir. Suriye yönetimi açısından, Erdoğan-AKP yönetimine bakış açısında, Türkiye’deki kimi çevrelerin iddia ettiği gibi bir yakınlaşma, onun absürt beklentilerini dikkate alma durumu hiç olmadı. Suriye yönetimi, Türkiye’yle ikili ilişkilerini Erdoğan-AKP yönetimi sonrasında oluşacak siyasal iklime göre tartışmaya değer görüyor. Cumhurbaşkanı Esad, yıkım ve terörden sorumlu tuttuğu Türkiye’deki düzen İslamcılarla barışmayacak, asla görüşmeyecek ve ilişkilerin yeniden tesisi için AKP sonrasını bekleyecektir. Suriye’nin, Erdoğan-AKP yönetiminin dahil olduğu Astana’dan beklenti çıtası şişirilen kurgusal yakınlaşmadan ziyade ‘terörü desteklemekten vazgeçsin ve iç işlerime karışmasın’ çizgisinden ibaret. Suriye bilinen tutarlı tutumunu sürdürüyor. Astana’da muhatapları aracılığıyla Türkiye’ye her vesileyle şunları deklare etti; Sınırları örgütlere kapat, cephe gerisi hizmetini sonlandır, sığınmacıları rehin olarak kullanma ve Suriyeliler arası diyaloğu baltalama.

***

Tekrar başlangıçta vurguladığımız noktaya dönerek şunları ifade etmeliyiz. Düzen İslamcılar demokratik kültüre yabancı ve biat ilişkisiyle örülü siyasal algılara sahip oldukları için takiyye ile gerçeği perdelemeye çalışır. Takiyye’ye ihtiyaç duymadıklarında ise köktenci-despotik yüzlerini açığa vururlar. Muhakeme, sorgulama ve eleştirel olma gibi bir yönleri yoktur. Türkiye’de legal muhalefeti bile ‘’kokteyl terör, üst akla hizmet eden odaklar’’ olarak lanse eden, akıl tutulmasıyla baskın apolitik yaklaşımı benimseyen düzen İslamcıların, komşumuz Suriye’de kullanılan selefi-ihvancı silahlı terör örgütlerine ‘’muhalif-mücahit’’ demesine şaşırmamak gerekir. Elbette kendilerine benzeyen, bir nevi türevleri odaklara yakınlık duyacaklar. Düzen İslamcılarına göre, Türkiye’de anti-emperyalist duruşu olan ve eşitlikçi-demokratik bir düzen isteyen, kelimenin tam anlamıyla mevcut iktidara muhalifsen ‘teröristsin’ ama Suriye’de dış devletlerin maşası iğrenç bir katil, yağmacı ve katliamcıysan ‘muhalif-mücahit-devrimcisin.’ Düzen İslamcılar türevleriyle birlikte kendi çalıp kendi oynuyor. İtham, suçlama ve hakaretlerinin ne Türkiye’de ne de Suriye’de halklar ve direnenler nezdinde bir geçerliliği yoktur.

Ferhat AKTAŞ

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?