Kadının Toplumdaki Yeri ve Gücü / Zarif LAÇİN

Kadının Toplumdaki Yeri ve Gücü

25 Kasım, dünyada her yıl, “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Ve Uluslararası Dayanışma Günü” olarak kutlanır…
***
Peki neden 25 Kasım?
Tarihe adını yazdıran ve birçok kişiye de kaynaklık eden Mirabel kardeşlerinin onurlu mücadelesi ve bu onurlu mücadelenin sonucunda katledilişlerinin tarihidir 25 Kasım. Bu tarih aynı zamanda kadınların, feodal düzene karşı hak arayışının içinde yer aldığı ve buna öncülük ettiği büyük mücadelelerden biridir. Kendini tanrı ilan eden, binlerce insanın ölümünden sorumlu, yüzlerce insana işkence edip içeriye atılmalarını sağlayan ve en küçük bir muhalefete dahi tahammül göstermeyen bir diktatöre karşı cesurca ortaya konulmuş bir mücadelenin de adıdır. Bu mücadele, işkenceye, toplumsal ve cinsler arasındaki şiddete, ırkçılığın dayattığı tüm zorbalıklara, kadını dışlayan, ötekileştiren, küçümseyen, zulüm eden, öldüren, taciz eden, tecavüz eden, baskıcı erkek egemenliğine de büyük bir darbe niteliği taşımıştır. Kadının sahip olduğu bütün haklar konusunda da önemli ölçüde farkındalık yaratmıştır.
Bu kanlı tarih, Dominik Cumhuriyeti’nde başlayıp günümüze kadar süregelmiştir. Baskı ve zorbalığın hüküm sürdüğü bir zeminde verilen bu mücadele tarih sayfalarına işlenirken, o günün koşullarını ve o koşullardan bugüne kadar taşınan aşamalarına da dikkat etmek gerekiyor. Zaman ve koşullar ele alındığında, büyük bedeller verilerek günümüze taşınan bu olay, birçok mücadeleye de kaynaklık etmiştir. Tıpkı 8 Mart’ı yaratan ABD’deki 40.000 dokuma işçisinin vermiş olduğu mücadelenin tarihe adını yazdırması gibi…
Binlerce insanı peşinden sürükleyen ve günümüze kadar taşıyıp bunun devamlılığını sağlayan, 120 kadının, canıyla ödedikleri bedeli tarihe not düşürmeleri gibi….
***
Peki bu süreç nasıl başladı ve nasıl sonuçlandı?
Bu süreç “kelebekler” ismiyle dünyaya adını duyuran Maria, Patria ve Minerva kardeşlerinin, 1930 yılında askeri darbeyle başa gelen ve 1961 yılında bir suikast sonucunda öldürülen, 31 yıl boyunca, ABD’nin desteğiyle diktatörlüğünü sürdüren Rafael Leonidas Trujillo’ya karşı, baş kaldırarak vermiş oldukları amansız ve cesur mücadelenin tarihi olarak başladı..
***
Bu üç kardeş, halkının üzerindeki baskıları, işkenceleri ve zulümü kabul etmeyerek, Trujillo’nun diktatörlüğüne karşı büyük bir mücadeleye girdiler. “Clandestina” adını verdikleri bir örgüt kurup başına geçtiler.
***
Halkın özgür bir ortamda ve kendi haklarına sahip olmaları yönünde de, büyük bir çaba sarf ettiler. Büyük oranda bunu başaran bu üç kız kardeşin adının duyulmasından son derece rahatsız olan ve kendisine karşı en ufak bir başkaldırıya dahi tahammülü olmayan diktatör Trujillo, Mirabel kardeşleri ve ailesini vatan haini ilan ederek kendisinden taraf olanları kışkırtıp tepkilerin odağı haline getirdi. Bu oluşan tepkinin sonucunda, 25 Kasım 1960’ta Mirabel kardeşlerinin arabasının önü kesilir ve işkenceye maruz kalırlar. Tecavüze uğrayan bu üç kardeş, vahşice katledilip bir uçurumun dibine atılırlar. Bir araba kazası olarak tasarlanıp kayıtlarda yerini alan bu utanç günü, daha sonra 1981’de Dominik’te toplanan Latin Amerika Kadın Kurultayı’nda “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Ve Uluslararası Dayanışma Günü”  olarak kabul edilir. Bu tarihi olay her ne kadar, Birleşmiş Milletler tarafından 1999 yılında, “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” olarak resmiyet kazansa da, kadınların uğradığı sosyolojik, psikolojik, bedensel ve siyasal şiddeti engelleyememiştir.
***
Dominik Cumhuriyeti’nde, halkın bu düzen karşısındaki tepkisi üzerine 1963 yılında yapılan bir seçimle diktatörlük sona ermiş olsa da, dünya da ne yazık ki bu sistem kendini yenileyip tekrar etmiştir.
***
Diktatörlüğün hüküm sürdüğü bir zeminde kendini var eden ve Mirabel kardeşlerinin öncülük ettiği bu başkaldırı, bugün birçok alanda bedel vererek kendini var etme mücadelesi veren kadın hareketlerinin de benzeri niteliğindedir. O günden bugüne çok şeylerin değişip geldiği ama zalimin sadece kılık değiştirerek günümüze kadar taşıdığı ölüm, işkence, taciz, tecavüz, hedef gösterme öldürme ivmesi artarak devam etmiştir. Bu tırmanış birçok karşı hareketin doğuşunda da büyük rol oynamıştır. Dünyaya özgürlüğü getirmek isteyenler, kadının özgürlüğünden ısrarla bahsederek ve altını ısrarla çizerek o günden bugüne taşınan diktatörlere de bir darbe vurmayı amaçlamıştır elbette. Üreten, kendi kendine yetebilen, güçlü ve kararlı kadınların varlığı, birçok hemcinsini olumlu yönde etkilerken, bazı kesimleri de rahatsız etmiştir.
***
Erkek egemen toplum, kendi yerini kaybetme endişesiyle, bu gelişmelere kulak tıkamış hatta önünde durmuştur. Kendini ifade edemeyen, sorgulamayan, karşı koymayan kadın yaratma derdinde olan bu kişiler, gelişime ışık tutan, mücadeleyi tetikleyen ve ileriye taşıyan her hareketin ve oluşumun da karşısında olmuşlardır. Evdeki, iş yerindeki, sokaktaki, sosyal ve siyasal zemindeki liderliklerini sürdürme derdinde olan bu kişiler, dün olduğu gibi bugün de kendi varlığının ve gücünün farkında olan kadınları hedef almış ve hedef göstermişlerdir. İdeal olan kadın profilini kendileri belirlerken, kendi bilinçsizliklerinden de hiç ödün vermemişlerdir. Bir kadının varlığını, kişiliğini, duruşunu hatta okuyup okumayacağını, kimi seveceğini, kaç yaşında evleneceğini, kiminle evleneceğini, kaç çocuk yapacağını, dışarıya çıkıp çıkamayacağını, ne zaman ve kiminle çıkabileceğini, ne giyineceğini, nasıl davranacağını, nasıl yürüyeceğini, nasıl yaşayacağını vs yine bu zihniyet belirliyor. Bunu da din üzerinden ve toplum baskısı üzerinden gerçekleştiriyor. İtaatsizliğin günah ve ayıp olduğunu söyleyerek…
***
Kadının varlığını, kimliğini, hak ve özgürlüklerini yok sayan bu zihniyete yönelik bir tepki geliştiğinde ise; tacize, hakarete, tecavüze, baskıya ve ölüme başvuruluyor. Bilinçli kadının yaratabileceği sosyal, siyasal ve toplumsal bütün oluşumlar engellenip yok edilmeye çalışılıyor. Kendi varlığının, değerinin bilincinde olan herkes terörize ediliyor.
***
Bütün bunların ışığında; araştıran, üreten, sorgulayan, sosyal, siyasal, psikolojik ve bedensel tüm şiddete karşı daha güçlü, daha çoğulcul, daha akılcıl hareket eden kadın ve kadın oluşumların varlığı şüphesiz birçok dengenin de değişmesine olanak sağlayacaktır. Dünyadaki bütün düzenin oluşumunda, değişim ve dönüşümünde ve bunun ileriye taşınmasında yarısından fazla büyük rol oynayan kadınların, bütün olumlu gelişmeleri kendi kimliğinde birleştirerek bunu bütün mücadelelerine yansıtarak ve bütün zamanlara yayarak taşıması umuduyla…
Zarif LAÇİN

Zarif LAÇİN Kimdir? 

25 Mart 1981 doğumlu Zarif, “kaliteli insan, kaliteli bir yaşam doğurur ve geride bırakabileceği de yine öyle bir hayat olur” diyor. Tüm hikayeler o ilk nefesten itibaren hayat bulur. Suya atılan taşın oluşturduğu küçük çaptaki dalganın, bir başka çapta büyük dalgaları peşinden sürüklediğini unutmamak gerekir. İşte bunu hiç unutmayan kişidir Zarif.

Radyo-Tv Yayıncılık sadece bir meslektir onun için…

 

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?