Huzursuzluğun Kitabı: “Hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum”

“Huzursuzluğun Kitabı”

Huzursuzluğun Kitabı: “Hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum”

İstemeden varım, istemeden öleceğim. Olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum, birer hiç olan şeylerin ortasındaki soyut ve tensel noktayım…

Var olduğum yerde, var olduğum için göğsüm sıkışırken ve bu hastalığın etrafımı saran şeylerden değil, ciğerlerimden kaynaklandığını bilirken, daha rahat nefes alabileceğim bir yer bulabilir miyim?

Yüreğimin tam ortasında büyük bir yorgunluk var. Asla olmadığım kişi beni üzüyor, ondan bana kalan anılardan anlayamadığım bir özlem kabarıyor. Umutlara ve kesin inançlara çarpıp düştüm, benimle birlikte bütün batan güneşler de düştü.

Bugün çok erken bir saatte sıçrayarak uyandım ve kederler içinde boğazımda anlaşılmaz bir tiksintiyle yataktan fırladım. Yaşamak zorunda olmanın dehşeti yataktan benimle birlikte kalktı. Her şey gözüme boş göründü bir an ve içimden buz gibi bir ses, hiçbir derdin çaresi yoktur, dedi.

Hissettiğimin ne olduğunu asla bilememişimdir. Herhangi bir duygu bahis konusu olduğunda ya da tarif edildiğinde, ruhumun bir parçasını anlatıyorlar gibi gelirdi, ama sonradan tekrar düşündüğümde hep şüpheye kapılırdım. Gerçekten de hissettiğim gibi miyim, yoksa sadece öyle olduğumu mu sanıyorum.

Bulutlar…
İstemeden varım, istemeden öleceğim. Olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum, birer hiç olan şeylerin ortasındaki soyut ve tensel noktayım – ki o şeylerin bir adım ötesinde değilim ben de.
Bulutlar…

İntiharı hiçbir zaman bir çare olarak düşünmedim, çünkü hayata olan nefretim aslında ona olan sevgimden kaynaklanıyor.

Sahip olan, kaybeder. Bir şeye sahip olmaksızın hissedeceğini hisseden ise, o şeyi korumuş olur, çünkü o şeyin içinden özünü çekip almasını bilmiştir.

Sevmek, yalnızlıktan yorulmaktan olur; yani bir alçaklıktır, insanın kendine ihanetidir.

Vicdan azabı değil, bilinç azabı çekiyorum.

Hayat niye bu kadar çirkin? çünkü amaçlardan, tasarılardan ve niyetlerden örülmüş.

Ben kendimin gölgesiyim; o neyin gölgesi, onu arıyorum..

(Huzursuzluğun Kitabı’ndan) Fernando Pessoa

Fernando Pessoa Kimdir?

20’nci yüzyıl Portekiz edebiyatının büyük ismi.

‘Huzursuzluğun Kitabı’, kurmaca bir karakterin kendi hayatını anlattığı bir roman. Ancak yazarla kahramanı sık sık birbirinin yerine geçtiği için Pessoa’nın hayatla ilgili kendine ait olan ve olmayan düşünceleri döktüğü, bir denemeler, anlatılar toplamı da denebilir.

Pessoa, geride bir sandık dolusu yazı bırakarak ölmüştü. Sağlığında yayınlanan yapıtları olduysa da, esas ününü sandıkta biriktirdiği bu yazıların yayınlanmasından sonra kazandı. Yazar farklı türlerde eserler vermiş ancak bunların büyük bir kısmını kendi adıyla değil, farklı isimlerle, kişiliklerle ve farklı yaşam öyküleriyle imzalamıştı. Kötü bir Portekizceye sahip olan ve ilkel doğa şiirleri yazan Alberto Caeiro, pagan dinlere inanan hekim Ricardo Reis, ‘içinde bir Yunan şairi barındıran Whitman’ diye tanımlanan Alvaro de Campos, Bernardo Soares gibi.

Bernardo Soares, Pessoa’nın ‘yarı-dışkimlik’ olarak nitelediği, ona çok yakın bir karakterdi ve ‘Huzursuzluğun Kitabı’nın yazarı olarak yaratılmıştı. Soares, gündüzleri bir kumaş mağazasında çalışan, geceleri yağmurun sesinde, ayak seslerinde yalnızlığını duyumsayan bir Lizbonluydu.

Pessoa’nun, 1913’ten ölümüne denk parça parça yazdığı bu kitap ilk kez  1982’de Portekiz’de basıldı. Daha sonra, yeni bulunan parçaların eklenmesi ve yanlış okunmuş yerlerin düzeltilmesiyle yeni basımlar yapıldı.

Dünyayı seyretmekle yetinmek isteyen, eylemsizliği en yüce erdem ve gerçek yaşam olarak gören Soares, Pessoa için belki de dünyanın ve yaşamanın ne olduğunu gösteren bir perde.

536 sayfalık bu kitabı Saadet Özen Türkçe’ye çevirdi.

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?