Gülmek, bir halk gülüyorsa gülmektir / Edip YEŞİL

Gülmek, bir halk gülüyorsa gülmektir

Mezarlığın, halkın kültürünü ve yaşam biçimini özetleyen yerlerden biri olduğunu düşünen gezginin biri, gittiği yerlerde ilkin o yerin mezarlığını ziyaret eder. Ölen insanların mezar taşlarına bakar. Taşların üzerindeki yazıları okur, doğum ve ölüm tarihlerine bakarak ne kadar yaşadıklarını hesaplar. Yaptığı hesaplardan sonra o yöre insanı hakkında bir fikir sahibi olur.

Bu gezginin yine bir köy ziyaretinde yaptığı ilk şey, mezarlığı ziyaret etmek olmuş. Mezar taşlarına bakmış. Taşların üzerindeki doğum ve ölüm tarihleri O’nu şaşkına çevirmiş. Telaşlanmış adam. Hemen köyün kahvehanesine inip kahvehanede bulunanlara sormuş; “Bu köyde yaşayan insanların ömrü neden bu kadar kısa? Mezar taşlarına baktım kimi bir yıl, kimi bir buçuk, kimi on gün, kimi bir ay, kimi beş gün… Hayırdır bu köyde bulaşıcı bir hastalık mı var?” Kahvehanedekiler hemen yanıtlamış: Hayır! Biz mezar taşlarına sadece güldüğümüz ve mutlu geçirdiğimiz anları yazarız…

Kıssadan hisse…

Yeni bir yılın, daha çok başındayız. Her yeni bir yıla yeni umutlarla, aşkla, içimizdeki yaşama sevinciyle, mutlu olabilme ve gülebilme ümidiyle giriyoruz. Tabii ki bu çok doğaldır: umut etmek, inanmak, direnmek… Umut insanın yaşam kaynağıdır; fakirin ekmeğidir derler. Umutsuz yaşanmaz ki! Ancak kişi, bilinçten ve akli bir algıdan yoksunsa, asi ve mücadeleci değilse, bu umut sürekli bir hayal kırıklığı yaşatır. Ve genelde olan budur.

Hele çok sorunlu bir memlekette, toplumun önemli bir kesiminin fala inandığı, “Kafasına kuş s.çtığında şans oyunu oynayan” Türkiye gibi bir ülkede yaşıyorsak mutluluğu ve gülmeyi sadece hayal ettiğimiz zaman yakalayabiliyoruz.
Aragon’un dediği gibi “ortak mutsuzluğun olduğu yerde bireysel mutluluktan söz edemeyiz”… Dibimizde Suriye’de her taraf yanarken, yağmacılar, çapulcular, hırsızlar, tecavüzcüler kan dökerken, ülkemizde analar ağlarken, erk’ek terörü her gün birkaç kadını aramızdan alırken, sokaklarda yaşayan yoksullar her gün biraz daha artarken, açlık, cinnet ve ölümler ve F- tipi yaşamlar varken nasıl gülebilir ve mutlu olabiliriz?

Düşünmenin suç sayıldığı, demokratik bütün haklara saldırıldığı, savaş çığırtkanlığının, toplumsal gerilimin üst seviyelere çıkarıldığı, yoksulun ekmeğine göz koyulduğu, her gün birden çok kadının, çocuğun cinsel istismara maruz kaldığı bir Türkiye’de nasıl gülebiliriz ki?

Yeryüzünü, ‘yaşam yüzü’ne dönüştüren maden işçilerinin ulu orta yerde tekmelenip tartaklandığı, “çocuklar ölmesin” diyenin hapsedildiği bir ülkede nasıl gülebiliriz?

Barış isteyen akademisyenlerin üniversitelerden uzaklaştırıldığı/ihraç edildiği, kararnamelerle işine son verilen öğretmenlerin yeniden işine dönebilmek adına direnç göstererek bedenlerini açlığa yatırdığı bir ülkede nasıl gülebiliriz?

Anaların evlatlarının cansız bedenlerini buzdolaplarında saklamak zorunda kaldığı bir ülkede nasıl gülebilir ki insan?

İnsanlığın kıyıya vurduğu bir dünyada gülemiyoruz artık!

Kendi dili ile ağlayabilmenin, konuşabilmenin çok ağır bir bedel gerektirdiği, ağlamaklı yürek sayısının on binlerle ifade edildiği bir ülkede artık gülemiyoruz.

Düşünmenin halen suç sayıldığı bir ülkede, binlerce aydının, gazetecinin, devrimcinin F-tipi cezaevlerinde hapsolduğu bir ülkede artık gülemiyoruz.

Erken yaşta hayatın zorluklarını omuzlayan “kaçakçı” Roboski çocuklarının bombalandığı bir ülkede artık gülemiyoruz.

Zulmün arttığı, yoksulluktan gözün gözü görmediği, yüreğin bir başka yüreği duymadığı bir coğrafyada artık gülemiyoruz.

Şairin deyimiyle; “gülmek, bir halk gülüyorsa gülmektir”

Edip YEŞİL


EDİP YEŞİL KİMDİR?

Edip Yeşil 1976 Antakya doğumludur. Eğitimini doğduğu kentte tamamladı. Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Felsefe bölümünü okudu.
Pir Sultan Abdal Dayanışma Derneği yönetim kurulu üyesidir.
Antakya’da düzenlenen Bedirge Kültür ve Sanat Festivali tertip komitesi başkanlığını yürütmektedir.
Birçok kültür ve sanat etkinlikleri organizasyonu düzenleme komitesinde yer almıştır.
İlk şiirlerini 1993’te yazmaya başladı. Atak, Bedirge, Orontes, Sovtna gazete ve dergilerde makale, şiir ve öykü gibi yazınsal ürünleri yayımlandı.
AntakYalova öykü ve şiir seçkisi yanı sıra birçok ortak kitap çalışmasında yer aldı.
Çıngı Yayıncılık’tan Haziran 2014’te çıkan “Sen Yoktun Ben Üşürken” isimli şiir kitabı bulunmaktadır..

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?