Bırakın ‘devrimci’ sululukları beyler, biz sizi biliriz / Gülfer AKKAYA

Bırakın ‘devrimci’ sululukları beyler, biz sizi biliriz

“Utanmak yok. Sıkılmak yok. Çünkü telkin edilen “utanmanın” erkekliğin kadınların ağzını kilitleyen şiddet araçlarından biri olduğunu kadınlar çoktan öğrendiler.

Yatakta, sokakta, barikatta, siyasette, fabrikada, evde erkekliğin ne matah şey olduğunu kadınlar deneyimleriyle her yerde açık açık, yüksek sesle konuşmayı feminist siyasetin parçası haline dönüştürdükçe dönüştürecekler. Bu alanda savaştıkça savaşacaklar.”

***

Miras sizde, evlilik içinde edinilen mallar sizde, eviçinde kadın emeğine el koyan sizlersiniz, burjuva kadınlar biz oluyoruz öyle mi?

Her yerde, her zaman para karşılığı ya da bedavaya sevişebilen siz, sevdiği adamla öpüşse orospu olan biz, öldürülen biz, zora gelince topuklayıp kaçanlar sizsiniz…

Yine de kadınlar için sevişme hakkı talebi liberal, sulandırılmış politika öyle mi?

Hadi ordan! Kadınlar için sevişebilmek radikal bir haktır.

Bedenine sahip olmak, onu erkeklik kontrol ve kullanımından kurtarmak radikal bir taleptir.

Diktatör değil, vibratör istemek evlilik içinde ya da değil zevk almak, orgazm olma hakkını talep etmek kadınlar için radikal bir haktır.

Erkekler kendilerini iyi hissetsinler diye zevk alıyor taklidi yapmak değil, zangır zangır titreyerek boşalmak, doğru duydunuz, radikal bir taleptir.

Aleti sertleşemeyen ya da ancak birkaç saniyeliğine sertleşebilen ama işe yaramayan erkekliğin evet küçülebildiğini, hatta sık sık küçük kaldığını söylemek siyaseti sulandırmak değil, feminist politika açısından devrimci siyasettir.

Kerhanede, müzikholde, otelde, parkta ya da her nerdeyse orada dışardaki, kadınlarla sevişip içerde hizmetçiye, çocuk bakıcısına dönüştürerek tiksintiyle baktığınız kadınların sizleri dövizlere yazarak teşhir etmesi, haykırması, sevişme, orgazm olma hakkını talep etmesi radikal siyasettir.

Annesini döven, hor gören babaya karşı annesi ile feminist politik zemin olan kız kardeş dayanışmasını kurabilmeyi başaran kadının annesine “Anne babamı boşa” demesi son derece radikal, devrimci bir taleptir.

Evin içinde, salonda, yatak odasında, mutfakta, banyoda her gün, her gün yeniden yeniden üretilen erkek egemenliğine karşı kadınları her kanaldan bu iktidarı yıkmaya çağırmak devrimci politikadır.

Evin içinde sömürü var, evin içinde şiddet var, evin içinde ezilme var, evin içinde kimliksizleştirme var, evin içinde kadınların varlığını hiç etme var demek devrimci politikadır.

Kadınların eviçi emeğine el koyan sömürücü erkeklerden,

Kadınların bedenlerini sömüren erkeklerden,

Kadınların erkek şiddeti ile kadın bedenini denetleyen erkeklerden,

Kadınların (ve çocukların) eviçinde karşılıksız olarak harcadıkları emekleri sonucu biriken sermaye dediğimiz mirası kadınlardan çalan emek hırsızı erkeklerden,

Kadınların evlilikte edinilmiş malları gasp eden erkeklerden,

Kadınların kendilerine şiddet uygulayan, her biri “devlet” olan erkeklerden,

Kadınların kendilerinden aciz, güçsüz, cesaretsiz, yalnız başına var olmaktan korkan erkeklerden öğreneceği hiç bir şey yok.

Erkekler kadınlardan öğrenmeyi öğrenecekler.

Erkekler kadınları sömürdüklerini, kadınları ezdiklerini kabul edecekler.

Hem de öyle sermaye, patron, burjuvazi laflarını eveleyip gevelemeden.

İşçi, işsiz, patron tüm erkekler, tüm kadınları sömürür. Bunu bilmiyor numarası çekmeyecekler.

Erkekler patronlarının değil kendilerinin çıkarları için kadınları sömürdüklerini kabul edecekler.

Erkekler tahakkümlerini güçlendirmek ve süreklileştirmek için kadınları dövdüklerini, hor görüp kadınların kimliğini yok sayıp, kendilerine eşit bir cins olarak kabul etmediklerini gizlemeyecekler.

Kadınların tensel arzularına, emeklerine, kimliklerine, bedenlerine saygı duyacaklar.

Kadınlara akıl vermek yerine, akıllarını başlarına alacaklar.

Kadınları devrimci olmaya çağırmak, devrimci politikayı “öğretmek” yerine sömüren olmaktan vazgeçmeyi hedefleyecekler.

Devrimcilik palavraları sıkmayacaklar.

Devrimciliğin ilk adımının başkasının emeğine, bedenine el koymamak olduğunu kalın kafalarına sokacaklar.

Erkek olmanın konforundan vazgeçecekler.

Daha koltukta kalkıp çaylarını almazken, 8 Mart kadın meydanlarına gelmeyecekler. Boy göstermeyecekler. Hava atmayacaklar. Kadınların canını sıkmayacaklar.

Evde kalıp evişlerini yapacaklar, 8 Mart eyleminden yorulan kadınlar için çay, çorba yapmayı erdem sayacaklar. 365 gün evde çalışmayı içselleştirecekler.

Erkeğin kalbine giden yola sıçan kadınların bu söylemindeki eviçi emeğin sömürüsüne karşı isyanını görebilecek zekâya sahip olacaklar. Akıl vermek yerine, efendice akıl alacaklar.

Çok zor ama bütün bu “erkeklik”lerden sıyrılmaya çalışan, erkek egemenliğin sunduğu nimetleri elinin tersiyle itme bilincine erişen erkekler zaten böyle zırvalara pirim vermeyecek, susmayı, kadınları dinlemeyi ve onlardan öğrenmeyi tercih edeceklerdir. Diğer erkeklerden farklılaştıkları için haklı olarak mutlu olacaklar.

Ne kadar “devrimci” ahkâmlar keserseniz kesin kadınlar boş durmayacak, susmayacak. Tıpkı büyükannelerinin yaptığı gibi erkeklerin küçülebilen erkekliğini başka kadınlarla açık açık konuşacaklar. Bununla dalga geçecekler. Yüksek sesle gülecekler.

Özel olanın politik olduğu unutulmadan cinsel alanın politikası üretilecek.

Eli kalem tutanlar bunları yazacak. Dili dönenler anlatacak. Utanmak yok. Sıkılmak yok. Çünkü telkin edilen “utanmanın” erkekliğin kadınların ağzını kilitleyen şiddet araçlarından biri olduğunu kadınlar çoktan öğrendiler.

Yatakta, sokakta, barikatta, siyasette, fabrikada, evde erkekliğin ne matah şey olduğunu kadınlar deneyimleriyle her yerde açık açık, yüksek sesle konuşmayı feminist siyasetin parçası haline dönüştürdükçe dönüştürecekler. Bu alanda savaştıkça savaşacaklar.

O zaman çıksınlar bakalım karşımıza…

O zaman görelim bakalım yatakta, sokakta, barikatta, siyasette, fabrikada, evde kim daha güçlüymüş? O çok övündükleri erkeklikleri neymiş? Ne kadarmış?

O zaman göreceğiz vibratör yazan dövizlerden neden bu kadar korktuklarını?

Araştırma sonuçlarına göre yüzde ellisinin kuşunun kalkmadığı cins, kadınlara had bildiremez.

Erkeklerin “devrimci” takiyesinin altında yatan şeyin yetmezlik ve sömürü olduğunu kadınlar bilmiyor mu sanıyorsunuz?

Erkekleri korkutan bunların yüksek sesle söylenmesi, siyaset alanına sokulması.

Sulandırılmış siyaset mi?

O halde haydi “sertleşelim” beyler.

Ya da bırakın bu “devrimci” sululukları.

Biz sizi biliriz beyler, bırakın palevıreyi allasen! Bırakın!

Gülfer AKKAYA

 


Gülfer AKKAYA Kimdir?

 1972 Şubat’ında, Sivas Kangal’da Alevi köyü olan Kürkçü’de (Qurcik) doğdu.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölümü’nden mezun oldu. Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde “Kadınların paralı günleri” konulu yüksek lisans tezini tamamladı.

Çok uzun yıllar dergi ve gazetelerde editörlük yaptı. Aynı zamanda haber portallarında, internet sitelerinde, dergi ve gazetelerde halen yazmakta.

2000 yılından bu yana çeşitli dergilerde yayımlanan çok sayıda makalesi bulunmakta.

2008 yılında “Unutulmasın diye… Demokratik Kadınlar Derneği”,

2011 yılında “Sanki Eşittik, 1960-1970’li yıllarda devrimci mücadelenin feminist sorgusu”,

2014 yılında “Sır İçinde Sır Olanlar: Alevi Kadınlar”,

2017 yılında “Yol Kadındır” adlı kitapları yayımlandı.

Maddeci radikal feminist ve sosyalist.

Okumayı söktüğünden bu yana okur-yazar.

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?