Bir zulmün tablosu: Ermeni Sara / Tülay Yıldırım EDE

Bir zulmün tablosu: Ermeni Sara

Yıllardır süre gelen bir tartışma vardır Türkiye’de ve dünyada. Mevzu Ermeni soykırımı ve Ermenilere yapılan zulüm. Türk halkının çoğunluğu Ermenilere karşı söylem ve eylem içerisindeyken, çok azı onların yanında yer alıp katliamları, zulümleri ortaya çıkarmak ve Ermeniler için gerekeni yapmak anlamında mücadele veriyor.

Bunlardan biri de Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Nevin Yıldız Tahincioğlu.

Tahincioğlu, geçmişte zulümler, katliamlar yapmış olan Eyüp Ağa’nın, yöre ağzıyla Ayıp Ağa’nın akrabası (Annesi Ayıp Ağa’nın yeğeni). Akrabalarının ve annesinin anlatımıyla bir kişiden bahsediyor ki, insan bu hikaye karşısında donup kalıyor adeta. Sara adında bir Ermeni kız ve başına gelenler… Tahincioğlu’nun anlattığı hikaye şöyle:

Sara, Şanlıurfa/Viranşehir’e bağlı olan bir Ermeni köyünde yaşayan 15 yaşındaki bir kız. Ayıp Ağa ise bölgenin ileri gelenlerinden. O dönemde Ermeni köylerine talanlar yapılıyor ve köyler basılıp erkekler öldürülürken, kızlar alınıyor, mal varlıklarına el konuluyor.

Bu köylerden biri de Sara’nın yaşadığı köy. Ayıp Ağa, adamlarıyla birlikte bu köyü basıp sağlıklı erkekleri götürüyor ve evleri talan ediyor. Aradan 1 ay geçtikten sonra Sara derede çamaşır yıkarken bir erkek kolu buluyor. Daha ne olduğunu anlamadan bir köpek, kolu kapıyor ve kaçıyor. Sara köpeği takip ettiğinde, köpeğin bir mağaraya girdiğini görüyor. Mağaraya girdiğinde ise, köyünden alınan erkeklerin köpekler tarafından parçalanmış ölüleriyle karşılaşıyor. Dehşete düşüyor.

Bunun üzerine köyde kalanlar köyü terk etmek istiyor. Ancak Ayıp Ağa buna izin vermiyor ve köylüleri bir yere kapatıp aç susuz bırakıyor. Bu sırada çokça güzel olan Sara’yı görüyor ve aşık oluyor. Sara’dan kendisiyle evlenmesini ve Müslüman olmasını istiyor. Ancak Sara, bir cellat ile evlenmeyi kabul etmiyor. Bunun  üzerine Ayıp Ağa, Sara’nın anne ve babasını onun gözleri önünde öldürüyor. Kardeşini de öldürmekle tehdit edip Sara’ya teklifini tekrarlıyor. Çaresiz kalan Sara, kardeşine dokunulmaması ve ailesinden tek yadigar kalan isminin değiştirilmemesini şart koşarak, katliamın baş karakteri olan kişiyle evlenmeyi kabul etmek zorunda kalıyor.

Ayıp Ağa elbette sözünü tutmuyor ve Sara’nın kardeşini 1 yıl sonra öldürüyor. Sara, Ayıp Ağa tarafından işkencelere maruz kalıyor. Boynundan haçlı kolyeyi çıkarmayı reddettiği için, Ayıp Ağa onca Ermeniyi katlettiği hançeriyle Sara’nın vücuduna haçlar kazıyor.  Sara, Ayıp Ağa ile cinsel ilişkiye girmek istemediği için, her ilişkide adeta tecavüze uğruyor. Buna dair tanıkların anlatımı şöyle: “Sara’nın çığlıkları bahçeden duyuluyordu, bir sesi yerde, bir sesi gökte bağırıyordu.“ Zorla ilişki sonucu 15 çocuğu oluyor. Ancak çocukları şaibeli bir şekilde ölüyor. Sara ölene kadar baskılar ve zulümler devam ediyor.

Ayıp Ağa öldükten sonra Sara, ondan kalan tüm malları satıp fakirlere dağıtıyor ve kendisi de beyin kanaması sonucu yaşamını yitiriyor.

Buna benzer birçok zulüm, katliam hikayeleri mevcut Ermenilere dair. Küçükken ailesinden koparılıp evlatlık verilenler, Türkleştirilenler, zorla Müslümanlaştırılanlar, hatta tıpkı Sara gibi ailesinin ve akrabalarının celladıyla evlenmek zorunda kalanlar… Tüm yaşanmışlıklara rağmen Ermenilere zulüm yapılmadığını, Ermenilerin katledilmediğini iddia etmek, büyük bir onursuzluk, kara bir lekedir Türkiye adına.

Şu yıllarda bile Ermeniler zulümden kurtulmuş değil. Hala bu ülkenin üvey evlatları onlar. Küfür malzemesi haline getirilen, Ermeni olmak küfürmüşçesine “Ermeni dölleri” şeklinde küfürlere sokulan bir halk. Birçoğu kendi ismini bile kullanamıyor. Hala Ermeni olduğunu saklamak zorunda kalan çokça Ermeni mevcut. Çoğunluğu haklarında olumlu düşünmeyen bir halkın içerisinde varlık göstermek ve direnmek zorundalar.

Zaman zaman siyasiler “Bu ülke birçok ırkı bünyesinde taşıyıp onlarla kardeşçe yaşıyor” söyleminde bulunsa da bu, gerçeği yansıtmayan ve içi boş olan bir söylemden ibaret. Bir yanlışı kabul edip telafi etmek erdemlilik, onurlu bir duruştur. Türkiye, tüm ezilenlere yapılanları kabul edip bunu telafi etmediği sürece, bu ülke asla refaha eremeyecek ve evrensel insanlık/barış çizgisine ulaşamayacaktır. Madem herkesçe arzulanan şey barış ve insanca bir hayat, o vakit öncelikle ötekileştirilen insanların yaraları sarılmalı, hepsi kucaklanmalı, hakları iade edilmelidir. Aksi halde bu ülke “Renklerin ve barışın ülkesi” noktasına hiçbir zaman ulaşamayacaktır.

Ermeni halkına saygı, sevgi ve üzüntü ile…

Tülay YILDIRIM EDE


Tülay Yıldırım EDE Kimdir?

Selçuk üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü mezunu.

Medya ve İletişim bölümünde eğitimine devam etmektedir.

2008 yılından bu yana gazetecilik yapıyor.

Yeni Marmara Gazetesi, Bölgede Değişim Gazetesi, Yerel Gaste’de köşe yazarlığı ve araştırmacı gazeteci konumunda görev aldı.

Yazıları yerli/yabancı dergi ve sitelerde yayımlandı.

Basılmış bir kitabı ile biri şiir kitabı olmak üzere basıma hazır iki kitabı bulunmaktadır.

Ab-ı Hayat, İştiraki, Devrim, Sosyal Adalet dergilerinde çalışmaları yer almıştır.

Birçok sitede editörlük yaptı.

Uzun yıllardır aktif olarak din, dil, ırk ayırt etmeksizin gerek maddi gerekse manevi olarak ezilenler, mazlumlar, ihtiyaç sahipleri için mücadele etmektedir. Türkiye’deki Afrikalılar, sokak çocukları, evsizler, Suriyeli göçmenler, Ezidiler, translar, zorla fuhuş yaptırılan seks işçileri vs ile adalet ve özgürlük noktasında haksızlığa uğrayan tüm insanlar için.

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?