Bir parti mi bir lideri doğurur, yoksa bir lider mi bir partiyi doğurur? / Zarif LAÇİN

Bir parti mi bir lideri doğurur, yoksa bir lider mi bir partiyi doğurur? 

Hepimizin bildiği üzere Selahattin Demirtaş, 11 Şubat’ta yapılacak olan kongrede eş başkanlığa aday olmayacağına dair kararını bir mektupla partisine ve seçmenlerine duyurdu. HDP’nin eş başkanı olarak içeriye alınması ne yazık ki bu kadar tepki görmese de, bu karar birtakım sorular doğururken beraberinde de büyük bir şaşkınlık ve üzüntü getirdi.
Peki Selahattin Demirtaş nasıl bir lider, neden içerde, içerdeyken neden böyle bir karar aldı, bu kararı almasında başka etkenler mi vardı, aldığı bu kararın sonuçları ne olacak ve bu duruma yönelik ne yapılmalı?
Selahattin Demirtaş; sempatik, dürüst, onurlu, cesur, kararlı, fedakar, bütün halkların huzurunu ve özgürlüğünü isteyen ve bunun gereğini yerine getirebilmek için bu uğurda bedel ödeyen, tüm içtenliğiyle emek veren ve her koşulda da o emeği sürdürecek kadar samimiyet taşıyan iyi bir lider. Siyasetin, gülen ve güldüren yüzü… Hukukun işleyişini çok iyi bilen biri aynı zamanda. Ben merkezciliktenden uzak, halkının çıkarlarını kendinden önde tutan, siyasetin dilini ve dengesini iyi analiz edebilen ve öngörüsü çok yüksek biri. Bu duruşuyla farklı görüşten birçok insanın da gönlünü fetheden biri.
Unutmamak gerekir ki; onun kararlılığı ve söylemleri, bugünkü mevcut durumunu doğurmuştur. Üstelik bütün bunlardan  içeride tutulduğunun, bunların şahsi ve politik baskının ve zulmün bir sonucu olduğunun da farkında. Bu kadar kararlı olan birinin bir başkasının isteği doğrultusunda görevini, en önemlisi de kendisine inanan milyonları bırakabileceğini düşünmek büyük bir hata olur… Dolayısıyla; en son İdris Baluken’nin 16 yıl ceza almasından sonra, durumunun ne olacağına yönelik belirsizliğin sürmesi nedeniyle bu kararı aldığı düşünülebilir. Akıllarda bazı soruları da bırakarak, partideki işleyişi hızlandırmak ve bu işleyişte görev alacak olan kişilerin önündeki engelleri kaldırmak ve çözüme dayalı bir karar almak istediği kendi beyanıyla apaçık ortada gözüküyor.
Peki aldığı bu karar doğru bir karar mı? Gerçekten içeride olması herhangi bir engel teşkil ediyor mu? Bu kararı kabul edilmeli mi? Öncelikle bu sorulara akılcıl ve detaylı bir biçimde cevap aramak gerekiyor.
11 Şubat’ta HDP, her ne kadar ikilemde kalsa da, Selahattin Demirtaş’ın durumunun belirsizliğinden dolayı bu kararı kabul edebilir. HDP; lidercilik yarışından ve tavrından uzak, cinsiyetçiliğin, ırkçılığın, dolayısıyla ben merkeziyetçiliğin dilinden sıyrılmış, bütün halkların eşit ölçülerde, hak ve özgürlüklere sahip olması gerektiğini savunan bir düşünceyle kurulmuş bir partidir. Bu düşüncesini, büyük bedeller ödeyerek ortaya koymuş ve tüm engellemelere ve baskılara rağmen ilerleyişini sürdürmüştür.
Peki HDP liderlik yarışına dayanan bir siyasi anlayışı dışarda tutarken, yeni bir lider arayışına ihtiyacı var mı? Bu konuda bir çözüm üretemez mi? Demirtaş’ın işlerini yürütecek birini geçici olarak seçemez mi?
Bütün bunlar olabilirliği yüksek öneriler. Çünkü Selahattin Demirtaş, bu görevi en iyi ve en istikrarlı taşıyanlardan biri olmuştur. Unutmamak gerekir ki, partisinin taşıdığı siyasi, sosyal bilinci doğru bir analizden geçirerek, üstelik zenginleştirerek, iyi bir üslupla destekleyip ülke içinden ülke dışına ulaştırmış olması onu iyi bir lider olma noktasına taşımıştır. En önemlisi de güven telkin etmiş ve her yaştan, her düşünceden, her cinsiyetten kişilerce de çok sevilen biri haline gelmiştir. Aynı zamanda doğudan batıya cesurca, büyük bir özveriyle, samimiyetle ve sabırla taşıdığı fikirleri, herkesi kucaklayıcı bir yol izlemiş ve ezber bozan siyasi bir çizgi yaratmıştır…
HDP, Demirtaş’tan önce de vardı ve yine var olmaya devam edecektir. Ama Demirtaş’ın varlığı ve partiye kazandırdıkları yadsınamaz ölçüde değerlidir. Bir liderin halk nezdinde ne kadar değerli olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Halkları bir araya getirerek çoğunluğu oluşturan, onu ileriye taşıyan bir liderin ne denli önemli olduğunu unutmamak gerekiyor. Dolayısıyla Selahattin Demirtaş, bu kararı alırken yine bir cesaret örneği ortaya koymuş olsa da, çoğunluğun sesine kulak vermesi gerekmiyor mu?
HDP’nin çizgisini yürütecek, çok değerli insanların varlığı fazlasıyla mevcut kuşkusuz. Ama Selahattin Demirtaş’ın yarattığı etkinin boyutu da tartışılmayacak düzeyde güçlü. Bu güce her zamankinden çok ihtiyaç varken istemeden de olsa pasifize etmek, duygusal kayıpları beraberinde getirmeyecek mi? Halk kimi istiyor gerçeği arka plana itilmiş gibi görünmeyecek mi? Elbette HDP’nin isteği ve amacı bu yönde değildir, olamaz da. Elbette HDP tek bir kişi ya da kişiler üzerinde bir siyaset yürütmüyor. Elbette ilerleyişini ve devamlılığını sağlamak zorunda. Elbette büyük emek veren ve fedakarlık gösteren çok değerli insanları bünyesinde barındırıyor. Bütün bunlara diyecek söz yok. Ama Demirtaş kadar etkili olabilirler mi, ona bakmak gerekiyor. Bu kararın kabul edilmesi partiye yönelik bazı eleştirileri de beraberinde getireceği malum. Peki bütün bunları bilmelerine rağmen, oluşabilecek kırılmaların sorumluluğunu almaya hazırlar mı?
HDP tarafından önümüzdeki kongrede bu kabul görür mü bilinmez ama genel kanı; Selahattin Demirtaş’ın bu kararından vazgeçmesi ve partinin bu talebi kabul etmemesi yönünde. Hatta buna yönelik bir kampanya dahi başlatıldı. Dolayısıyla; bu çığlığa hem Demirtaş’ın hem de HDP’nin  kulak vermesi gerekiyor. Aksi durumda Selahattin Demirtaş’ın ve diğerlerinin üzerinde oynanan bütün oyunlardan kısmen de olsa sorumlu hale gelecekler. HDP, büyük bir çoğunluğun beklediği gibi, Demirtaş’ın kalmasından yana bir tutum sergilemeli. Üstelik bunu Demirtaş’a borçlu olduğunu da göz ardı etmemeli…
Bütün bu beklentilerin aksine bir durum gelişirse ne yapılmalı noktası da çok önemli elbette. Çünkü hiçbir şey, tek bir olay üzerinde işleyişini sürdürmüyor. Bazen kabul etmek zor olsa da, başka seçenekler de gözardı edilemez. Aksi durumda, hiçbir şey varlığını sürdüremez. Bu durumda çoğulcul sesin ortaya koyacağı tutum, bundan sonrası için belirleyici ve etkili olacaktır. Hatta en güçlü ses çoğunluğun sesidir.
Selahattin Demirtaş’ın kararlı göründüğü bu ısrarı devam ederse ve 11 Şubat’taki kongrede bu karar kabul edilirse; halkın da olgunluk ve mantık çerçevesinde yaklaşması yine aynı derecede elzemdir. Amaçlanan bölünmüşlük, bezginlik ve moral bozukluğu da bertaraf edilmelidir. Bu bir bayrak yarışıdır, düşüncesini elden bırakmadan; daha kararlı, daha kalabalık bir biçimde herkes yoluna devam etmelidir. Selahattin Demirtaş’ın da bu bilinci taşıdığını unutmadan. HDP’nin eş başkanları başta olmak üzere bu kadar kişinin içeride tutulmasının HDP’yi bitirme, ortadan kaldırma amacı taşıdığını bilerek daha barışçıl bir biçimde hareket etmek gerekiyor. Liderleri olmayınca doğal olarak o parti de biter düşüncesini çürüterek, içeride tutulan herkesin de umudu ve hayali olduğunuzu bir tarafa atmadan, birbirine daha da sıkı sıkıya sarılarak ilerlemek çok önemlidir.
Bütün bunları bir soruda birleştirerek; bir parti mi bir lideri doğurur, yoksa bir lider mi bir partiyi doğurur sorusuna gelecek olursak; HDP, Selahattin Demirtaş’ı görünür kıldı ve milyonlara tanıttı. Ama Selahattin Demirtaş,  HDP’yi büyüterek, genişleterek daha da renklendirerek, daha sağlam bir zemine taşıdı. HDP’nin eş başkanı olmanın ötesine geçerek, milyonların gönlünde sarsılmaz bir yer edindi. O yüzden; ne olursa olsun “sensiz olmaz” diye bir karar alınarak, çoğunluğun alkışları eşliğinde hep birlikte daha güçlü devam etmeliler…
Zarif LAÇİN

Zarif LAÇİN Kimdir?
25 Mart 1981 doğumlu Zarif, “kaliteli insan, kaliteli bir yaşam doğurur ve geride bırakabileceği de yine öyle bir hayat olur” diyor.
Tüm hikayeler o ilk nefesten itibaren hayat bulur. Suya atılan taşın oluşturduğu küçük çaptaki dalganın, bir başka çapta büyük dalgaları peşinden sürüklediğini unutmamak gerekir. İşte bunu hiç unutmayan kişidir Zarif… Radyo-Tv Yayıncılık sadece bir meslektir onun için…

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?