Bir Delinin Güncesi / Havin HİVDA

Bir Delinin Güncesi

“Artık dayanacak halim kalmadı. Tanrım! Neler yapıyorlar bana?.. Duymuyor, görmüyor, dinlemek istemiyorlar beni. Ne yaptım onlara?.. Neden eziyet ediyor, benim gibi zavallıdan ne istiyorlar, ne verebilirim onlara? Hiçbir şeyim yok… Bittim artık, dayanamayacağım… İşkencelerinden başım ateşler içinde yanıyor, her şey dönüyor gözlerimin önünde… Yok mu beni buradan kurtaracak biri?.. Bir troika*, yıldırım gibi atlar koşulu bir troika gelsin!.. Babayiğit bir arabacı sürsün aslanlarını, şıngır şıngır ötsün çıngıraklar… Uçursunlar beni bu cehennem dünyasından… Uzağa, çok uzağa… Hiçbir şey görmeyeceğim, duymayacağım bir yere…

… Oracıkta bir karaltı halinde gördüğüm küçük ev benim evim mi yoksa?.. Pencerenin önünde oturan kadın anam olmasın?.. Anacığım, kurtar zavallı oğlunu! Ağrıyan başına bir damla gözyaşı akıt, ne olur! Gör, nasıl hırpalıyorlar evladını, bağrına bas bedbaht öksüzünü. Yok onun yeri bu dünyada artık, insanlar aleminden attılar onu… Bari sen acı hasta oğluna anacığım!

Şey … Haberiniz var mı?.. Cezayir Beyinin burnunun altında kocaman bir ben varmış!..”

Gogol‘un 1842 yılında yazdığı “Bir Delinin Hatıra Defteri” adlı esere ait bir bölüm… Lise yıllarımda bir merakla başladığım tiyatro kursunda ilk ezberlediğim ve ilk kez canlandırdığım tirattır. Ve o günden bu güne ne zaman daralıp bunalsam ‘troika’lara bir isyanla seslenirim. Nitekim bugünlerde bolca sesleniyorum.

Vergi cennetlerinde açılan şirketler, o şirketlere aktarılan milyonlar, rüşvetler, dış mihraklar, üst akıllar… “Yok mu beni buradan kurtaracak biri?”

Memleketi ‘cennet vatan’ diye tanımladığımız günler yerini ‘cennet’ tanımını sorgulamaya bıraktı. Yaş ilerledikçe kavramların içini doldurmak gerekiyor elbette. Çok eskide kaldı dağına, taşına, kuzusuna, kurduna bin can feda edilen o vatan. Henüz  ‘alenen’ dile getiremeseler de ‘vatana can feda edecek olanlar siz fakirlersiniz’ demelerine ramak kaldı. Zira o milyonlarla, milyon dolarlarla oynayanları gördük ki vatan uzak akraba; dıdının dıdısı… Onların asıl ilgilendiği kısım ‘cennet’miş…

‘Sana, bana dayatılan vergi’den kaçmak isteyen çok muhterem enişteler, dünürler, oğullar yani kısaca milyonluk zenginler, vergi vermemek adına daha önce adını hiç duymadığımız, haritadaki yerine dair hiçbir fikrimiz olmayan cennetleri keşfetmişler. Bunu kanıtlayan belgelere sahte demeleri bir tarafa (zira, sahte demelerinde şaşılacak bir durum yok. İktidara geldikleri günden beri neye sahte dedilerse gerçek çıktı; neye yüksek perdeden itiraz ettilerse orada saklamaya çalışılan bir şey olduğunu zamanla test ettik), sonradan gerçekliğini kabul edip bunu ‘ticaret’ sonucu para transferleri olarak açıklamalarına takıldım. Elbette bir ticaret yapılmış ve yapılıyor olabilir. Fakat memleket AKP’nin ayaklarının dibinde can çekişirken bu dahi insanlardan, bu yaratıcı akıldan, bu ticaret zekasından nasıl olur da bir fayda görmeyiz?!

AKP’nin elinin dokunduğu herkes bir anda ışık saçıyor. Daha önce adı duyulmamış bir yemek şirketi tüm askeriyenin ihalelerini alıyor; tüm skandal zehirlenme vakalarına rağmen gücüne güç katıyor. Hiç bilinmeyen inşaat firmaları hortluyor; ‘milletin a…koyacağız’ diyen Cumhurbaşkanı’nın özel uçağında yer buluyor. Paradise Papers (Cennet Belgeleri) ile kanıtlanan Sayın Başbakan’ın ailesinin ve akrabalarının ticari zekasına, gemiciklerden yarattığı ihtişamlı hayat ile Sayın Cumhurbaşkanı’nın oğullarının ticari zekalarına ise saygıyla şapka çıkarıyorum.

Öyle Ahmet Şık’ın dediği gibi ‘Dokunan yanıyor’ meselesi değil! Dokunan parlıyor!

Ha bir de ‘Ah ulan Reza!’ derdi var ‘cennet vatan’ımın… Bayrağın önünde yaptığı açıklamada “karşımda polisleri görünce bunun bir darbe girişimi olduğunu o an anladım” dediğinde ne kadar öngörülü, zeki bir ‘şahs-ı muhterem’ olduğunu tahmin etmiştik. Fakat az bile etmişiz. ‘Ah ulan Reza’, yedi düveli milyon dolarlarla parmağında oynatmış; biz fakirler ise bir kol saatinin lafını etmişiz aylarca.

“Yok mu beni buradan kurtaracak biri?.. Bir troika, yıldırım gibi atlar koşulu bir troika gelsin!.. Babayiğit bir arabacı sürsün aslanlarını… Uçursunlar beni bu cehennem dünyasından… Uzağa, çok uzağa… Hiçbir şey görmeyeceğim, duymayacağım bir yere…”

***

Bizi troikalar bile kurtaramaz artık. Zira ‘Ah ulan Reza’ tek başına üç beygirden daha güçlü. Ağzı ateş kusan bir ejderha misali yokuş aşağı çekiyor bizi. Ve kimsenin gücü yetmiyor ‘cennet vatan’ın itibarını kurtarmaya….

Şey, haberiniz var mı? Erdoğan, Kılıçdaroğlu’ndan alacağı 3 milyon manevi tazminat ile kadın konukevi yapacakmış!

*Troyka- *Troika: (Rusça: üç, üçlü), yan yana koşulan üç atın çektiği çoğunlukla ayaklı bir kızak, bazen de tekerlekli bir araba biçimindeki araç.

Havin HİVDA

 

 

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?