Ataerkil Toplumun Kimliksiz İnsanları / Tülay Yıldırım EDE

Ataerkil Toplumun Kimliksiz İnsanları

“Çoğunluğun görmek istemediği ancak azımsanmayacak oranda da birçok insanın gerçeği olan eşcinselliği/transları irdeleme ihtiyacı hissettim bu noktada. Yolum Zeynep Esmeray ile kesişti ve reel hayatta yaptıklarını, mücadelesini gördüğüm Esmeray ile röportaj yaptım. Kendisiyle gerek hayatını gerek transları gerekse trans sorunlarını konuştuk…”

Ülke, birçok toplumsal/insani sorunlarla yüz yüze kalmış durumda. Gelir dağılımının eşitsizliği, mülteci problemleri, umutla ülkemize gelen ama burada umduğunu bulamayıp ayakta kalmaya çalışan Afrikalılar, evsizler, çocuk tacizleri/tecavüzleri, kadına şiddet/katliam, ayrışma, cinsiyet sorunları ve daha birçok problem baş gösteriyor. Eskiden İslamcı/muhafazakâr olarak adlandırılan kesim mağdurken, şu an mağduriyet el değiştirmiş vaziyette. Eskinin mağdurları erk sahibi olunca mağdur etme, sindirme savaşları ziyadesiyle gösteriyor kendisini toplumda.

Mücadele edilmesi gereken sorunlar arasında, ataerkil toplum yapısında var olmaya çalışan, varlığını kabul ettirme adına hem iktidar hem de toplumla mücadele eden eşcinseller/translar sorunu mevcut. Çoğunluğun görmek istemediği ancak azımsanmayacak oranda da birçok insanın gerçeği olan eşcinselliği/transları irdeleme ihtiyacı hissettim bu noktada. Yolum Zeynep Esmeray ile kesişti ve reel hayatta yaptıklarını, mücadelesini gördüğüm Esmeray ile röportaj yaptım. Kendisiyle gerek hayatını gerek transları gerekse trans sorunlarını konuştuk. Tüm bu sorunları birlikte irdeledik. Sevgili Zeynep Esmeray’a teşekkür ederek sizleri söyleşimizle baş başa bırakıyorum…

Öncelikle sahnelediğiniz oyunlar hakkında konuşalım mı?

Olur. Bazı oyunları yazıp çeşitli yerlerde ve şehirlerde sergiliyorum. Tek kişilik ve bizzat kendimin oynadığı oyunlar bunlar. Bir tiyatro veya stand up’tan ziyade, yaşanmış şeyleri anlattığım oyunlar. “Cadının Bohçası” adlı oyun ile başladı her şey. Cadının Bohçası; bir trans kadın hikayesi, yani benim hikâyem. Benden yola çıkarak yazdığım bir oyun. Oyunun metninde geçen ironi bir cümle var “çok kişilikli oyun”. Hikâyenin içinde herkes var. Hikâyede yaşadığım dramlar, daha doğrusu yaşatılan dramlar yer alıyor. Oyunda herkes çok gülüyor ve sonra neden güldüklerini sorguluyorlar. Aslında hikâyeye değil, benim anlatış şeklime güldüklerini söylüyorlar oyun bitiminde. Eğer bu oyunu dramatik bir dille anlatsaydım, bu kadar tutmazdı. Evet anlattığım bir mağduriyet; ancak acınması gereken bir mağduriyet değil. İnsanların anlaması gereken bir mağduriyet. Cadının Bohçası’ndan sonra, “Yırtık Bohça” adında bir oyun çıkardım. Bu oyun, çocukluğum ve Cadının Bohçası’ndan sonra yaşadıklarıma dair olan bir oyun. Cadının Bohçası bir trans hikayesi ve bize dayatılan cinsiyet kimliklerinin mutlak olmadığına dair iken. Yırtık Bohça, kıyı hikayeleri içeriyor. En son yazdığım oyun olan “Kestirmeden Hikayeler” ise, cinsiyet geçiş sürecini anlatıyor.

Sanırım turnelere de çıkıyorsunuz ve oyunlarınızı farklı illerde de sergiliyorsunuz.

Tabi. İstanbul’daki hemen hemen tüm özel ve devlet üniversitelerinde Cadının Bohçasını sergiledim. Anadolu turnesine çıktım. Ankara, İzmir, Bursa, Eskişehir, Van, Diyarbakır, Antalya, Bartın, birçok ile gittim. Yurt dışında da sergiledim oyunumu. Fransa, Belçika, Almanya, İsviçre ve Viyana’da gibi yerlerde. Fransa ve Belçika hariç diğer ülkelerde Türkiyelilere oynadım. Fransa ve Belçika’da ise izleyicilerim yabancıydı ve Fransızca çevirisi yapıldı oyun esnasında. Sahne Çolpan İlhan ve ayda bir Bigudi ’de oyunlarımı oynuyorum. Bunun dışında da, Sadri Alışık Kültür Merkezinde zaman zaman sergiliyorum oyunlarımı.

Translar hakkında konuşalım isterseniz şimdi. Ülkede ciddi manada transfobi hâkim. Translar kabul görmüyor ve çeşitli şeylere maruz kalıyorlar. Öldürülüyorlar, darp ediliyorlar, başkalarından ayrı tutulup hakları gasp ediliyor. Toplumda bunu kabul etmeyen insanlar sadece İslamcılardan da oluşmuyor. Her kesimde translara karşı olanlar mevcut. Önce İslamcılardan başlayalım isterseniz. Sonrasında da diğer kesimlerin tutumlarını konuşalım. Size davranışları ve bakış açılarını konuşalım.

Transfobinin nereden geleceği belli olmuyor. Transfobiyi ve homofobiyi bir kuruma ya da ideolojiye bağlamak doğru değil. Her yerde, her kesimde translara karşı olan insanları görmek mümkün. Çünkü dünyadaki sistemin kendisi heteroseksist ve ataerkil. Bundan dolayı da sorunlar sürekli devam ediyor. İslamiyet geçiş süreci yaşamış transseksüaliteyi daha çok kabul ediyor. Translar birçok İslam ülkesinde var ve ameliyat olmaları devletçe destekleniyor. Yani ya kadın olacaksın ya da erkek. Benim İslam’dan anladığım, beden hiçbir şeydir, asıl olan ruhtur. Eğer ruh bir bedenin içinde yaşıyorsa, bunun bir lokman hekimi varsa ve sebepsiz de olmuyorsa amenna, ancak eşcinsellik asla kabul edilemez İslam’da. Sokakta travesti, bir trans kimliği, cinsel eğilim kimliği olarak algılanmıyor.

Makyaj yapıp peruk takarak kadın kıyafeti giyen ve seks işçiliği yapan insanlar olarak mı görülüyor translar?

Evet öyle görülüyor. Transseksüalite bir geçiştir. Yani kadının veya erkeğin kendisini o bedene ait hissetmemesidir. “Benim sakalım, penisim var ama ben kendimi erkek hissetmiyorum” örneği gibi. Kişinin beyanı esas olmalıdır. 18 yaşını doldurmuş olan kişi kendini nasıl tanımlıyorsa, cinsiyeti aslında odur. Başkaları tanımlayamaz. Kişinin kendisi tanımlar ancak. Penisinden rahatsız olan transseksüeller var. Tıpta ve psikolojide penisinden ya da vajinasından rahatsız olup istemeyen kişilere veriliyor bu tanım. Fakat penisinden veya vajinasından rahatsız olmayıp kendisini trans olarak tanımlayanlar da var.

Peki eşcinsellikle transseksüellik arasındaki fark nedir? Toplum bu iki tanımı aynı görüyor.

Bu tamamen farklı bir şey. Transseksüel bir kadın ya da erkek geçiş sürecini tamamlayıp ameliyat olduktan sonra heteroseksüel olmuyor. Birçok trans arkadaşım var, ameliyatla geçiş sürecini tamamlamış olan. Ya trans kişilerle yaşıyor ya da na translarla. Yani lezbiyen bir ilişki yaşayabiliyor. Aynı şekilde trans erkek geçiş sürecinden sonra gey bir ilişki yaşayabiliyor. Yönelim ve cinsiyet kimliği apayrı şeylerdir. Cinsiyet kimliğinden bahsederken transtan; yönelimden bahsederken eşcinsellikten bahsetmemiz gerekiyor. Bunları üreten de toplumun kendisi. Asıl sorun burada zaten. Bu kategorileri bize sunan ve üzerimize yıkan toplum. Tıpkı seks işçiliği gibi. Translara tek alan gösteriliyor toplumca ve seks işçiliği dışında bir şey yapamıyorlar. Bu alanı gösteren ve başka seçenek sunmayan toplum olmasına rağmen, bir de o alanı dar ediyorlar translara. Yani yaşama hakkın, eşit haklara sahip olma seçeneğin olmuyor bu ülkede. Yasal olarak, geçiş sürecini tamamlayıp ameliyatla cinsiyet değiştiren ve pembe veya mavi kimlik alan hiçbir transın hiçbir konuda yasal engeli yoktur. Devlet memuru olabilir, özel sektörde rahatça çalışabilir, hatta cumhurbaşkanı bile olabilir yasaya göre. Ancak toplum yasalara rağmen iş alanını daraltıyor translara.

Pembe veya mavi kimlik almak yeterli olmuyor mu eşit haklara sahip olmak adına?

Maalesef olmuyor. Öğretmenlik yapan, mali müşavirlik yapan, daha esnek çalışma alanı olan kamuda çalışan birçok trans arkadaşım var. Devlet, yasa izin verdiği için bir şey diyemiyor ve yapamıyor ama halk kabullenmekte zorlanıyor. Devlet de bunu göz önüne alarak, sorun yaşanılmayacak yerlerde görevlendiriyor transları. Örneğin trans bir arkadaşım İzmit’in bir köyünde görev yapıyordu. Ancak çeşitli sorunlar yaşadı ve dilekçe yazdı sorunlarına dair ve devlet daha rahat edeceği bir yere aldı tayinini. Fakat yasal bir engel olmamasına rağmen polislik yapamaz. Ataerkil bir toplumda yaşadığımız için, trans bir birey polis olarak rahat edemez, sorunlar yaşar.

Yasal bir engel olmadığına göre, neden translar polis olamıyor?

Elbette olabilir. Her şey bir kişinin adım atmasıyla başlar. Ancak zemin şu an buna yeterince hazır değil. Biri öncülük edip yaparsa güzel olur tabi translar adına. Cesaret de verir onlara.

Siz de maruz kalıyor musunuz transların yaşadığı sorunlara?

Ben seks işçiliği yaptığım zamanlardaki gibi ötekileştirilmiyorum. Şu an seks işçiliği yapmadığım için, ataerkil toplum beni diğerlerine nazaran daha çok kabul ediyor. Beni kabul etmesi iyi gibi gözükse de aslında iyi değil. Çünkü trans olmamı kabullenmiyor aslında. Sadece seks işçisi olmamadan ve işim olmasından dolayı sorun çıkartmıyor. Ben adada oturuyorum. Adalılar beni çok seviyor. Neden? Çünkü seks işçiliği yapmıyorum, ben oyunlar yazıp oynuyorum; Taraf gazetesinde köşe yazarıydım. Tüm bunlardan dolayı şartlı kabul söz konusu. Hani iyi Kürt kötü Kürt misali. “Seni kabul ediyoruz ama böyle olursan” mantığı giriyor devreye. Elbette seks işçiliği yaptığım zamanlarda veya başka alanlarda sorunlar yaşadım. Ancak tipik trans görüntüsü yok ya bende, yani sarı takma saç, makyaj vs. olmadığı için bende, durumu az çok kurtarıyordum. Adaya veya bazı yerlere ilk gittiğimde özellikle kendimi belli etmeme rağmen bir şey yapmıyor veya söylemiyorlardı. Şaşırıyordum bu duruma. Arkadaşım bana “sen öyle asaletlesin ve özgüvenini o kadar belli ediyorsun ki, cesaret edemiyorlar sana bir şey demeye ya da yapmaya” diyordu.

Ben bunu özellikle yapmıyorum ki. Bu benim doğal halim. Herkesin aynı şekilde davranmasını bekleyemeyiz. Herkesin yapısı farklı.

Seks işçiliği yapmak zorunda ve sürekli bir sunum halinde birçoğu. Toplum ona sadece bedeni üzerinden var olmayı tanımışken, başka türlü davranamıyor mecburen. Bizler farklı alanlarda farklı sorunlar yaşıyoruz. Örneğin; Bülent Ersoy seks işçiliği yapmayıp sanatçı olduğu için kabul görüyor, trans olduğu için değil.

Olması gereken; kişiyi kimliğiyle, yaşantısıyla kabul etmek mi sizce?

Evet. Fuhuş yapılmasını sorguluyor insanlar. İnsan durup dururken fuhuş yapar mı? Örneğin durup dururken dağa çıkan bir insan gördünüz mü? Kişi anadilini rahatça konuşabilse, haksızlığa uğramasa, ötekileştirilmese, ekonomik sorunlarla boğuşmasa, adaletsizlikle yüzleşmese devletle karşı karşıya da gelmez. İnsanlar bunu anlamıyor, algılayamıyor, anlamak istemiyor. Aynı şey translar için de geçerli. Başka seçenek bırakılmadığı ve buna zorlandıkları için seks işçiliği yapıyorlar. ‘Seks işçiliği, işçilik midir değil midir’, bu da bir tartışma konusu. Bana göre bir işçiliktir. Mesela ben yaptığım zamanlarda süsleniyordum, giyiniyordum. İnsanlar ben evden çıkınca soruyordu “Esmeray nereye gidiyorsun” diye. “İşe gidiyorum” diyordum. Bu da bir sektör. Garsonluktan veya başka bir işçilikten farkı yok bana göre. Şu an hangi iş kurumuna baksanız, tüm işçiler şikayetçi halinden. Ancak onlara göre tüm işçiler kutsal ama seks işçiliği iğrenç bir şey. Hâlbuki bu da bir çalışma sektörü ve bu sektörü var eden toplum. Bir belgesel izlemiştim. Hindistan’da seks işçiliği yapanları savunan ve bu işçiliktir diyen feminist bir grupla, kadının bedenine yönelik olduğu için buna karşı olan feminist bir grup karşı karşıyaydılar ve tartışıyorlardı. Bir kadın çıkıp dedi ki “Ben Hindistan’ın bazı yerlerinde 18 saat 45 derece sıcaklığın altında balyozlarla taş kıran kadın işçiler tanıyorum. Hangisi kadının bedenine yönelik bir sömürü?”. Dolayısıyla seks işçiliği, kadının bedeni olayı fazlasıyla karışık ve tartışılabilecek bir konu. Burada da ahlak giriyor devreye. Bir kadının 18 saat o sıcaklıkta öyle ağır bir işte çalışması mı ahlaklı? Bu da sorgulanmalı.

Translara yönelik mücadelenizde biliyoruz ki oyunlarınız büyük bir rol oynuyor. Oyunlar aracılığıyla bu mücadeleye destek veriyorsunuz. Peki bunun dışında neler yapıyorsunuz mücadele adına?

LGBT dernekleri ile bağlantı halindeyim ve eylemlerine destek veriyorum. Benim mücadelem daha çok sanatla. Bu şekilde sesimizi duyurmaya çalışıyorum. Alternatif politikayı sanatla üretip sunuyorum. Bunun fazlaca katkısı oluyor algıları değiştirme yönünde. Birçok insan sorgulamaya başlıyor; kendisini ve translara olan tutumunu yargılıyor vs. Ancak edinilmiş haklarımızı henüz alamadık. Belki ameliyat olanlar daha rahat ediyor ama bu da yeterli olmuyor haklara sahip olmak adına. Ameliyat olmakla sorunlar bitmiyor. Toplumsal dönüşüm olmadığı sürece de bitmeyecek bu sorunlar.

Peki ne yapmak lazım sizce?

Bu aslında Kürtlere, Ermenilere, Alevilere vs. yapılan şeyle aynı şey. Ötekileri kabul etmeme durumu. Tüm bu grupların ötekileştirmeden birlikte mücadele etmeleri gerekiyor. Her öteki kendisi için savaşıyor. Eksikliğimiz burada. LGBT derneğinin çalışmalarıyla artık var olduğumuz kabul edildi. İyi veya kötü bir şekilde translar ve sorunlar konuşuluyor. Meclise gidilip sorunlarımız dile getirilebiliyor. Ancak ülke genel olarak kaos içinde ve gittikçe de kötüye gidiyor. O yüzden bu transların sorunu halinden çıktı. Genel bir sorun haline geldi. Var olan iktidar, kendisinden olmayanı yok etme yönünde.

Tel dil, tek renk, tek ses zihniyeti diyorsunuz?

Aynen. Öyle bir zamandayız ki ya kalıp savaşacaksın ya da bu ülkeyi terk edeceksin. Eskiden kavga eden insanların arasına girip barıştırmak için uğraşanlar vardı ya, onu bitirdiler. Barış isteyenleri, kendilerinden olmayanları hep düşman belledirler. Tabi zaten mağdur olan translar, bundan nasibini alıp daha da mağdurlaştı. Çünkü iktidarın kafasına uymuyor translar. Yakın bir zamanda darbe girişimi oldu. İktidarın yıllarca beslediği bir cemaatti bunu yapan. İktidar ne kadar beslemiş olsa da bitirdi bu cemaati. Ancak onu bitirmişken, başka cemaatlere açtı kapısını. Ki o cemaatler de iktidar gibi kendinden olmayana yaşam hakkı tanımayan cemaatler. Hal böyle olunca, kaos daha da arttı ve artacak. Şu an birbirinin alternatifi iki grup kavga etmiyor. Ortada sadece rant/iktidar kavgası var ve bu iktidar kavgası çok kötü yerlere getirecek bizi.

Siz umut görüyor musunuz bir şeylerin düzelmesine dair? Bunu sadece translar açısından sormuyorum. Ülkede sorun yaşayan birçok grup var. Kürtler, Ermeniler, Aleviler, mülteciler, Afrikalılar, evsizler vs.

Açıkçası umudumu yitirmek istemiyorum. Ya bir şeyler değişecek ve huzur gelecek ülkeye ya da kaos gittikçe artıp insanlar birbirine girecek, bölünmeler çatışmalar artacak. Benim umudum her şeyin iyiye gitmesi yönünde. Tabi bu da mücadeleyle olacak.

“Şu olursa her şey iyiye gider” dediğiniz bir yol var mı?

Kadınlar ayaklanırsa değişir bana göre bir şeyler. Kadınlar getirecek ülkeye barışı. Darbe gecesi onca insan nasıl sokağa döküldüyse, kadınlar da barış/insanlık için sokağa dökülmeli, ayaklanmalı.

Tekrar LGBT konusuna dönmek istiyorum. LGBT derneği bir sorun için meclise gittiğinde dinleniyor mu? Çözümlemeye yönelik girişim oluyor mu meclis tarafından?

AKP bizi pek görmüyor. Gidildiğinde onlarla görüşülemiyor. Daha çok HDP ve CHP bizi dinliyor. HDP, CHP’ye nazaran daha çok gündeme getiriyor transların sorunlarını mecliste. Ancak AKP’den yana herhangi olumlu bir adım atılmıyor.

Özgecan cinayetini hatırlarsın. Gencecik bir kız vahşice katledildi. İnsanlar sokağa döküldü Özgecan ve katledilen tüm kadınlar adına. Daha yakın bir zamanda Özgecan’la aynı yaşta olan bir trans aynı şekilde tecavüze uğradı ve yakılarak öldürüldü. Ancak onun ölümünü kimse umursamadı. Kimse sokağa dökülmedi. Bu durum hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Özgecan toplumun gözünde masumdu, bakireydi, ataerkil bir toplumun kurallarına uygundu, üniversite öğrencisiydi. Hande Kader masum değildi topluma göre. Bir transtı. O yüzden zaten ölmesi gereken biriydi. Bir kez Antalya’ya gittiğimde bir lokantada yemek yemiştim. Arkadaşlara orada güzel bir yemek yediğimi söyleyince “Senin haberin yok, biz o lokantaya gitmiyoruz, protesto ediyoruz” dediler. Nedenini sordum. Lokantanın yan tarafında bir kadını dövüyorlarmış. Arkadaşlar müdahale etmeye kalkmışlar. O lokantanın çalışanlarına ve sahibine tepki göstermişler, ‘neden sessiz kalıp müdahale etmiyorsunuz’ diye ve çalışanlarla patron “O bu işin yolcusu” demişler. Yani pavyonda çalıştığı için hak ediyor dövülmeyi ve müdahale etmemeli onlara göre. Özgecan ve Hande olayı da böyle. Özgecan topluma göre masum ama Hande hak etti bu zihniyetin nezdinde.

Oyunlarınıza dönelim tekrar. Oyununuzu izleyip algıları değişen oluyor mu?

Çok oluyor. Bana gelip “Kafamda translara dair farklı düşünceler vardı. Arkadaşımın zoruyla istemeyerek gelmiştim oyuna. Ancak şimdi oyunu izleyince, bazı düşüncelerimi gözden geçirmem gerektiğini düşünüyorum” diyorlar. “Beni allak bullak ettin” diyenler, ağlayanlar, oyunun ortasında çıkıp gidenler de oluyor. Oyunu terk edenler de tepki olsun diye değil, bana göre kendileriyle yüzleşmek istemedikleri için oyunu terk ediyorlar. Oyunun amacı da ezberleri bozmak zaten. “Bu oyunu izleyip hiçbir şey hissetmeyen insan değildir” diyenler var. Örtülülerden, İslami kesimden de izleyenler oluyor. Ağlayarak izliyorlar oyunu. Fatih Üniversitesi’nde 3 kez kapalı gişe oynadı oyunum. Çok güzel tepkiler aldım İslami kesimden oyun sonrası.

Yurt dışında translar ne durumda? Elbette yabancı ülkeler daha esnek bu konuda. Ancak size göre nasıl durum?

Yabancı ülkelerde durum daha esnek. Ancak transfobi orada da var. Yalnız yasalarda trans haklarına daha fazla yer verilmiş durumda. Örneğin orada trans olunduğu için işe almamak suçtur ve bu tespit edilirse, o iş yeri kapatılabilir/mühürlenebilir devletçe. Özellikle İngiltere ve Arjantin’de translara özel yasalar var. Yasalar transları koruduğu ve eylem olarak koruduğunu gösterdiği için toplum da buna uyum sağlıyor. Türkiye’de geçiş sürecini tamamlamış translar diğer insanlarla aynı yasal haklara sahip olmasına rağmen, pratikte yasalar uygulanmayıp devlet sahip çıkmadığı için toplum da devletin izlediği politikayı izliyor. İnsanlar iktidarın tavrına göre hareket ediyor. Eğer Tayyip Erdoğan çıksa ve “Translar da bireydir. Transseksüalite kötü bir şey değildir. Onlar da eşit yaşam haklarına sahiptir” dese, emin olun toplumun algısı da değişir ve kabul eder transları. Viyana’da yaşadım uzun bir süre. Oyunum için ara ara gidip 3 ay kaldım. Trans olduğum belli olmasına rağmen hiçbir sorun yaşamadım. Yıllardır orada yaşayan bir transa sorun yaşayıp yaşamadığını sorduğumda, hiç yaşamadığını, sadece akşam 9’dan sonra erkeklerin laf attığını söyledi. Yani sorunları ufak tefek şeylerden ibaret. Yabancı ülkelerde de translar iş bulmakta zorlanabiliyor ya da aileleri kabullenmeyebiliyor. Ancak öldürülmüyorlar veya şiddet görmüyorlar.

Trans olmanızdan dolayı yaşadığınız ve bizimle paylaşabileceğiniz bir anınız var mı?

Nişantaşı’nda hayatımda ilk defa bir kafede “Servis yapmıyoruz” dediler. “Nasıl yani” dedim. Anladım tabi transfobik olduklarını. Ben nedenini üsteleyince “İnsanlar sizden rahatsız oluyor” dedi garson. Sonra gidip tek tek sordum masadakilere, “Siz benden rahatsız oluyor musunuz” diye. “Hayır, ne münasebet” dediler, hatta çoğu garsona tepki olarak kalkıp gitti. Kafenin yarısı boşaldı. Karşı tarafta bulunan kafede de fark etmişler bunu. Onlar çağırdılar beni. Kahve ısmarladılar. Sonra diğer dükkânın işletmecisi geldi. Adam özür dileyeceğim derken ayaklarıma kapanacaktı. “Benim haberim yoktu. Aksi halde asla böyle bir şeye izin vermezdim. Bir garsonun işgüzarlığı. Özür dilerim sizden. Şimdi gelin desem misafir etsem sizi gelmezsiniz” dedi. Dedim “Yok gelmeyeceğim”. Arkadaşlarıma haber verseydim, mutlaka kafeyi basar ve protesto ederlerdi. Ancak ben farklı bir dil kullandım. Öyle bir şey yaptım ki, utandırdım onları ve bu utançla bir daha böyle bir şey yapmazlar. Bazen farklı bir dil, yaklaşım kullanmak gerekiyor. Daha etkili oluyor bu. Eğer fevri davranıp arkadaşlarımı çağırsaydım ve protesto etseydik, o zaman transfobi devam edecekti.

Aileniz tepki gösterdi mi kimliğinize? Destek oldular mı size?

İlk zamanlar zorluk çektim. Annemlerin evine gidemiyordum. Ancak kız kardeşlerimin evine gidebiliyordum. Şu an bir kız kardeş, kız evlat olarak kabullenmiş durumdalar beni. Yeğenlerim teyze, hala diyorlar bana. Ailemin kolay kabul etmesinin nedeni, yıllardır Kürt mücadelesinin içerisinde olmaları ve ötelenmenin ne olduğunu bilmeleri. Tabi sanatla uğraşmam, köşe yazarı olmam, artı HDP’den milletvekili adayı olmam da etkili oldu onlar için. Sevindiler benim adıma ve trans olmamı arka plana aldılar. “Ne olursa olsun, sen bizim kardeşimizsin” diyor kardeşlerim bana. Ancak homofobiyi yeterince yenebilmiş değiller. Seviyorlar ama tam anlamıyorlar. Anlamaya çalışıyorlar. Mesela lezbiyenler ve geyler için “İkisinin de memesi var, nasıl oluyor” ya da “İkisinin de sakalı var nasıl oluyor” gibi sorular soruyorlar. “Sizin kardeşiniz ne” dediğimde ise, “Ama sen bizim kardeşimizsin” diyorlar.

Trans cenazeleri hakkında konuşmak istiyorum sizinle. İmamlar namazı kılmayı reddediyor mu veya herhangi bir sorun yaşıyor musunuz?

İmamlardan çok ender reddeden oluyor. Şu an nasıl bilmiyorum açıkçası. Eskiden fazla sorun olmuyordu. Ancak iktidardan dolayı imamlar sorun çıkarıyor mu bilmiyorum. Yalnız çok trajikomik bir şey olmuştu baya bir zaman önce. Cenazeyi aldık. Tabi müftülük namazı kıldırması için birini görevlendiriyor. Biri ölmüş, namazı kılınacak diye. Gelen imam bilmiyordu trans cenazesi olduğunu. Bizi bir gördü, koşarak gitti. Biz imamı o halde görünce -hani ağlamayla gülme aynıdır ya- hepimizi uzun bir süre gülme krizi tuttu. Onun dışında pek sorun olmadı ama çabuk gidiyor imamlar genelde. Sadece bir imam gitmemişti. Oturdu, bizimle helvayı yedi, sohbet etti. Translar bir sürü soru sordu. İmam tek tek cevap verdi hepsine. Adam gerçekten bir imamdı. Ki bana göre olması gereken imam figürü böyle. Mesela trans bir arkadaş “Hocam biz cehenneme mi gideceğiz” diye sordu. Hoca “Sana gelene kadar o kadar çok insan cehenneme gidecek ki, o yüzden düşünme bunları” diye cevap verdi. Başka arkadaş “Hocam namaza durduğumda elimi aşağıda mı tutayım, yukarıda mı” diye sorduğunda ise, “Sen kendini hangi cinsiyette hissediyorsan öyle tut elini” diye yanıtladı. Çok güzel bir insandı.

Benim dinle pek aram yok. Hiç namaz kılmadım. Çünkü 13 yaşında sorgulamaya başladım kendimi. Annem kuran kursuna yolluyordu bizi. Hoca bize ders verdikten sonra kızlara ders veriyordu ve biz görüyorduk onu, kızların her yerini elliyordu. Çocuklar korkusundan annelerine söyleyemiyordu. Ben gidip anneme söylemiştim ve dayak yemiştim yalan söylüyorum diye. 2 tane karısı vardı adamın. 2.karısı 13 yaşındayken evlenmiş adamla. Kız, ‘hoca beni elliyor’ demiş ailesine ve elledi diye adamla evlendirmiş ailesi. Böyle olduğu halde bize inanmamışlardı. Sanırım bunlara şahit olmamdan dolayı dinden uzaklaştım. Aslında örtüyü çok severim, başımı örtmeyi. Ancak bunu dinle alakalı olarak değil, kültürel olarak seviyorum. Bir ara sürekli örtü takma kararı almıştım. Fakat insanlar şov yaptığımı düşünür diye takmadım. İnsanlar kendi iradesiyle giyinemiyorlar. Baskıcı bir zihniyet var sürekli. Ki bu her kesimde var. Örneğin biri örtü takmak istese, ailesi örtüye karşıysa takma diye baskı kuruyor. Ya da örtü takmak istemezken, ailesi takacaksın diye baskı yapabiliyor. Hâlbuki kişinin kararlarına aile dahil herkes saygı duymalı ve özgür bırakmalı, yargılamamalı.

Sohbetimizi bitirirken, son olarak neler söylemek istersiniz?

Söylenmesi, konuşulması gereken her şeyi konuştuk aslında. Teşekkür ederim sohbet için.

Ben teşekkür ederim. Onur duydum sizi tanımaktan ötürü… 


Tülay Yıldırım EDE Kimdir?

Selçuk üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü mezunu.

Medya ve İletişim bölümünde eğitimine devam etmektedir.

2008 yılından bu yana gazetecilik yapıyor.

Yeni Marmara Gazetesi, Bölgede Değişim Gazetesi, Yerel Gaste’de köşe yazarlığı ve araştırmacı gazeteci konumunda görev aldı.

Yazıları yerli/yabancı dergi ve sitelerde yayımlandı.

Basılmış bir kitabı ile biri şiir kitabı olmak üzere basıma hazır iki kitabı bulunmaktadır.

Ab-ı Hayat, İştiraki, Devrim, Sosyal Adalet dergilerinde çalışmaları yer almıştır.

Birçok sitede editörlük yaptı.

Uzun yıllardır aktif olarak din, dil, ırk ayırt etmeksizin gerek maddi gerekse manevi olarak ezilenler, mazlumlar, ihtiyaç sahipleri için mücadele etmektedir. Türkiye’deki Afrikalılar, sokak çocukları, evsizler, Suriyeli göçmenler, Ezidiler, translar, zorla fuhuş yaptırılan seks işçileri vs ile adalet ve özgürlük noktasında haksızlığa uğrayan tüm insanlar için.

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?