Alışmayacağız yaratılan enkazın dokusuna / Zarif LAÇİN

Alışmayacağız yaratılan enkazın dokusuna

Birçok kaynakta geçen ve adeta bir ders niteliği taşıyan bir hikayeyle başlamak istiyorum konuya. Hindistan’da geçen bir olay. Bir fil yetiştiricisi, yavru bir fili demir bir kazığa bağlar. Bu durumu kabullenmeyen yavru fil, ilk etapta bu esaretten kurtulmak için var gücüyle savaşır. Fakat çabaları sonuçsuz kalır. Çünkü bağlı olduğu şey, gücünün çok çok üstündedir. Aradan zaman geçer, fil büyür ama esaret yine devam eder. Oysa filin gücü o kazığı yerinden söküp atabilecek duruma gelmiştir artık. Ama filin böyle bir girişimi ya da çabası olmaz. Çünkü fil, öğrenilmiş çaresizlik içinde esaretine alışmıştır artık.
***
Evet alışmak ya da alıştırılmak… Tıpkı bu hikayede olduğu gibi. Değişmesi mümkün olan şeylerin değişmeyeceğine, değiştirilemeyeceğine inanmak, inandırılmak. İnsanlık var olduğundan beri süregelen bir kabullenmişlik hali. Kendi gücüne inanmak yerine öğrenilmiş çaresizliğin içinde ya yok olup gitmek ya da karşısındaki şeye benzeyerek onun gölgesinde kendi benliğinden habersiz bir hayat sürdürmek. Ruhsuz ve hiçlik içinde. Sorgulanmayan, karanlık, renksiz, yönü ve amacı belli olmayan… Bu çok acı verici doğrusu. Aslında çürümüşlük denilen şeyin tanımlandığı an. Kendinden uzaklaşma, amacını, hedefini ve isteklerini unutma, bıkkınlık, tükenmişlik, alışılmışlık ve kaçınılmaz son, yok oluş…
***
Peki ama nasıl olur da insan kendi gücünden, benliğinden, kişiliğinden, doğrularından, inandıklarından, en önemlisi de düşüncelerinden doğan o eşsiz gücü devre dışı bırakarak, başka bir şeyin ya da başka birinin esaretine girebilir, daha da kötüsü bu hatanın içinde eriyip, yok olmayı seçebilir?
***
Nasıl olur da yanlış olan şeyi hiç sorgulamadan öylece kabullenebilir ya da sorguladığı halde çıkardığı cılız bir çığlıktan sonra bu durumu benimseyebilir?
***
Çünkü, alışıyoruz… Alıştırılıyoruz…
***
Savaşa, yıkıma, ölüme, zorbalığa, zulüme, zalime, ruhsal ve bedensel saldırıya, istismara, insan, hayvan ve doğa katliamına, asimilasyona, yozlaşmaya, kendinden olmayanı-kendisi gibi düşünmeyeni-hissetmeyeni yok etmeye, dili-dini-rengi-coğrafyası farklı olanı yeryüzünden silmeye, ötekileşmeye- ötekileştirmeye, cahiliğin yarattığı her türlü enkazı görmezden gelmeye, cahilliye dönemine isteyerek ya da umursamazlığın katkısıyla dönmeye, ihanete, yalana, kendi çıkarları uğruna bir insanı bir halkı ya da bir ülkeyi uçurumdan aşağıya doğru sarkıtmaya, ha bıraktı ha bırakacak telaşına, korkuya, kine, öfkeye ve nefrete…
***
Evet alıştırıldı insanlar bütün bunlara, üstelik hiç zorlanmadan… Çünkü alışmaya hazır çok insan vardı… kimi zaman zor kullanılarak, kimi zaman çaresizliğin, bilmezliğin, bilgisizliğin, cahilliğin içinde mecbur bırakılarak, kimi zaman da uyumluluk hallerinden fayda sağlanılarak…
***
Bakın tarihin karanlık ve tozlu sayfalarına. Zaman, koşullar ve kişiler değişti ama zulümler, zalimler, savaşlar, yıkımlar, ölümler hiç değişmedi mesela. Bir bedenden öbür bedene sığınarak, şekil değiştirerek, daha da arsız bir gücü sahiplenerek yeniden, yeniden ortada dolanıp durdu.
***
Çünkü alıştık, alıştırıldık…
Çünkü, insanların büyük bir bölümü bu durumdan hiç rahatsız olmadı. Büyük bir bölümünün cesareti ve kendine olan inancı eksikti.
Çünkü karşı durmak yerine birbirleriyle kavga ederek o sürecin içinde eriyip yok olmayı seçtiler.
Çünkü kararlı ve onurlu bir direniş yerine, kabul etmeyi ve uyumlu olmayı seçtiler.
Çünkü karşı oldukları her şeye başkalarının ses çıkarmalarını beklediler.
Çünkü kendisine dokunmayan her şeyi kabul etmekte, desteklemekte ve uygulamakta buldular çözümü.
Çünkü, sorgulamak, araştırmak, öğrenmek, soru sormak istemediler.
Çünkü en kolay yol buydu…
Çünkü alıştık, alıştırıldık bir sonrakine…
***

Doğa katledildi yerine yapılan gösterişli AVM’lerle doğa katliamına alıştırıldık. Tarihi değerlerin, kültürlerin, geleneklerin yok edilmesine alıştırıldık. Kadınların, çocukların, hayvanların bedensel ve ruhsal saldırılara maruz kalmalarının hatta öldürülmelerinin arsızca bağlandığı nedenlere alıştırıldık. Suçluda ‘iyi hal’ bulmaya alıştık. İnsanların sokakta kaçırılmalarına, yok edilmelerine alıştırıldık. Yobaz güruhun hiçbir engellemeyle karşı karşıya kalmadan, korkmadan daha da cesaretlenerek ardı arkası gelmeyen çirkin ve kokmuş söylemlerine, üstelik teşviklerine alıştırıldık. Okullardaki eğitim sisteminin yerle bir edilmiş olmasına alıştırıldık. Bazı eğitimcilerin ırkçı söylemlerine ve uygulamalarına alıştırıldık. İnsanları fakirleştiren, yozlaştıran, sapıklaştıran; kendileriniyse zenginleştiren sözde hacılara, hocalara, dedelere alıştırıldık. Ülkenin içinde bulunduğu durum ile ilgili sorular sormamaya alıştırıldık.

***
Masum insanların öldürülmesine, bir coğrafyanın yok edilmesine, haksızlığa, hukuksuzluğa alıştırıldık.
Ekonominin, huzurun, demokrasinin, hak ve özgürlüklerin yok olmasına alıştırıldık.
Tek tip yaratma çabalarına alıştırıldık.
Muhalefetsizliğe alıştırıldık.
Katliamlara; evlerin-insanların yakılıp yıkılmasına, canlı canlı insanların gömülmesine, bebeklerin-kadınların süngüyle, baltayla katledilmesine, geride kalanların sürgün edilmesine, kızlarının satılmasına, çocuklarının asimile edilmesine alıştırıldık. Eli kanlı faillerin ödüllendirilmesine alıştırıldık.
Çıkarlar doğrultusunda durmadan değişen iç politikaların yarattığı enkaza alıştırıldık.
Açlığa, yoksulluğa, yolsuzluğa hırsızlığa alıştırıldık.
Sınırları ihlal eden kanın kokusuna alıştırıldık.
Çocukların ve annelerin gözlerindeki acının şiddetine alıştırıldık.
Umutsuzluğa alıştırıldık…
Bu kadar alışılmışlık nasıl değişecek, ne değiştirecek peki?
Uyumlu olmayarak kirli hesaplara. Umudun şiddetiyle kırarak esaretin karanlığını…
Zarif LAÇİN

Zarif LAÇİN Kimdir?
25 Mart 1981 doğumlu Zarif, “kaliteli insan, kaliteli bir yaşam doğurur ve geride bırakabileceği de yine öyle bir hayat olur” diyor.
Tüm hikayeler o ilk nefesten itibaren hayat bulur. Suya atılan taşın oluşturduğu küçük çaptaki dalganın, bir başka çapta büyük dalgaları peşinden sürüklediğini unutmamak gerekir. İşte bunu hiç unutmayan kişidir Zarif.  Radyo-Tv Yayıncılık sadece bir meslektir onun için…

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?